Hiram Abas: Büyük Türkiye’nin Büyük İstihbarat Teşkilatı Olmak Zorunda

Hasan Mesut Önder
26 Eylül 2020 Cumartesi 13:01

 Bir istihbarat teşkilatının en önemli özelliği gelenekleridir ve bu gelenekler kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılır. MİT, bugün yurt dışında çeşitli operanlar yapıyor ve FETÖ hedeflerinin kulağından tutup ülkeye getirebiliyorsa, Hiram Abas’ın istihbarat vizyonunun etkisi büyüktür. Milli istihbarat teşkilatının operasyon yapan bir teşkilat olması için çok çabaladı ve bu bağlamda Özel Kuvvetler komutanlığından  bir ekibi MİT’e kazandırdı.   İstihbaratın sadece   haber derleme olmadığını elde edilen bilgilerin, operasyonlarda kullanılması gerektiğini savundu. Yani MİT’in proaktif bir servis olması gerektiği, riskler tehdit haline dönüşmeden operasyonel müdahalelerle yok edilmesi gerektiği savunuyordu. Bu anlayış kendi döneminde takdirle karşılanmasa da bugün Abas’ın fikirlerinin ne kadar doğru olduğu görülmektedir.  Hiram Abas , Kontrespiyonaj kökenli bir istihbarat yöneticisi idi … MİT Müsteşar yardımcısı iken emekli olmuş ve 26 Eylül 1990 Yılında şehit edildi. Çok iyi silah kullanan, cesur  bir istihbaratçının  bu tuzağa nasıl  düştüğü üzerinde durulmalıdır.  Hiram Abas gibi tecrübeli bir istihbaratçı ve aksiyon adamını tuzağa düşürmek için  en az onun kadar tecrübeli kişi veya kişilerin bu  suikastı planlamış olması gerekir. Tetiği kimin çektiğinden çok bu suikastı kimin hazırladığı önem taşıyor. Bu  suikastın kurgucularının  kimler olduğu henüz ortaya çıkmadı ancak kimin  veya kimlerin yapmış olabileceği hususunda bir fikir yürütmek mümkün . Hiram Abas’ın şehit edilmesinin nedeni ile ilgili  en doğru değerlendirmeyi yakın mesai arkadaşı Mehmet Eymür’ün Analiz adlı kitabında ve basına yaptığı açıklamalarda bulmak mümkün. Eymüre göre, Hiram Abas’ın şehit edilmesinin nedeni  ABD ve İngiltere hesabına casusluk yapan MİT İstihbarat  Başkan Yardımcısı   Sebahattin Savaşman’ın  yakalanması ile yakından ilgili … Çünkü teşkilat tarihinde ilk kez  batılı servislere  hizmet eden  bir casusa operasyon yapma cesareti gösteriliyor. Bu  operasyonda Takip Şube Müdürü olarak görev alan Mehmet Eymür ve Savaşman’ın yemlenmesinde rol alan Mahir Kaynak’ın  anlatımlarından  hikayeyi derlediğimizde süreç şu şekilde başlıyor.

Mahir Kaynak ;  Sabahattin Savaşman yakalanmadan  beş altı ay önce,  Hiram Abas’la Kızılay’da karşılaştık. Bir cumartesi günü idi ve beni öğle yemeğine davet etti. Yiyip içip sohbet ederken konu teşkilattaki sızmalara  geldi. Usta bir istihbaratçı idi  karşındaki adım atmadan  kendisi atmazdı . Ben Savaşman’dan söz ettim. O güne kadar dikkatini çekmemişti. Kendisi de birkaç kişiden bahsetti. Ben Savaşman kadar önemli bir kişi daha var dedim. Mutabıktık. O da aynı kanaatte idi . Bir süre iki kişi üzerinde , teşkilat kademelerinin bilgisi dışında  araştırma yaptık. Daha sonra Savaşmandan hiç söz etmedi. Bir tesadüf son anda beni bu olaya bulaştırdı. Savaşman  o sıralarda Moskova’dan dönen İhsan Sabri Çağlayangil’in  SSCB ile  yaptığı anlaşmanın  metnini temin etmemi istedi . Bunun teşkilatın merakının olmadığını , bağlı bulunduğu servis adına istediğini anladım. İsteğini yerine getireceğimi söyleyip , alt kattaki Hiram Abas’a gittim. Olayı anlattım. Anlaşma metnini temin etmenin gereksiz olduğunu , bir anlaşma metni hazırlayıp  vereceğimi söyledim. Mutabık kaldık. Savaşmanı inandırmak için arabamın bozuk olduğunu  , kendi arabasını verirse hemen dışişlerine bir memur göndereceğimi söyledim. Tereddütsüz verdi . Memura Dışişleri Bakanlığına gitmesini ve  beş on dakika oyalanıp  dönmesi talimatını verdim. Amacım Savaşman şoförüne sorarsa inandırıcı bir senaryo oluşturmaktı. Dairede bir hanım memurun yardımı ile  anlaşma metni hazırlayıp , altına –üstüne çok gizli damgası vurduk. Savaşman’ a takdim ettim. Raporda Türkiye’nin Rusya’dan savunma silahları alma niyetinden de sözettim. Amerikalılar yutmasa bile  benim için önemli olan  gizli raporun gönderilmesi idi. O gün operasyon oldu. Savaşman yakalandı. Hiram ile birlikte izlediğimiz ikinci kişide aynı ölçüde başarılı olamadık. Emindik ama herhangi somut bir ipucu yakalayamadık.

Operasyonun nasıl gerçekleştiği konusu ile ilgili detayları, Eymür’den dinleyelim;

 Kıbrıs Harekâtından sonra Türk silahlı Kuvvetlerinin durumu ve hükümetin, askeri ve diplomatik konularda alacağı kararların gizlilik derecesi artmıştı. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye'ye karşı ambargo kararı almış, karşılık olarak Amerikan üslerinin faaliyetlerini durdurmayı gündeme getirmiştik. Dostlarımızla ilişkilerdeki soğukluk istihbari alandaki işbirliğine de yansımıştı. Hızla silahlanan Yunanistan'dan saklanması gereken bilgilerin ABD ve İngiliz Haberalma Örgütleri kanalıyla bu ülkeye sızmaması için gerekli tedbirler alınıyordu. Bilgi teatisi ve işbirliği çok düşük seviyedeydi. Kıbrıs'taki Türk Silahlı Kuvvetlerinin miktarı, faaliyetleri, yabancı istihbarat kuruluşlarının ilgi odağıydı.

1975'de Ankara'ya, Bölge Daire Başkanlığı Takip Şube Müdürü oldum. Ankara Bölge Daire Başkanı YS Albay beni çağırdı. Verilen çok önemli, hassas bir görevdi. Teşkilat içinden birinin takip ve kontrole alınması isteniyordu. Hem de İstihbarat Başkan Yardımcısı. Konu vatana ihanet şüphesi ile ilgili olduğu için emri alıp hemen harekete geçtim. Savaşman'ın takip ve kontrole alınması istenildiği tarihte Hiram Bey Kontrespiyonaj yani Casusluğa Karşı Koyma Daire Başkanıydı. Amiri durumunda olan Savaşman'ın batılılarla ilgili çalışmalara özel ilgi göstermesi bu konulardaki evrakları bir müddet elinde alıkoyması dikkatini çekmiş, şüphelerinin doğruluğunu tespit için birkaç denemede bulunmuştuk. Denemeler neticesinde kanaatleri pekleşmiş, sonuçta bu tereddütlerini İstihbarat Başkanı NY Paşaya açmıştı. NY Paşa, Savaşman'ın Karargahtan çıkışını telsizle bizebildiriyor ve biz Savaşman'ın makam arabasını karargahtan itibaren kontrole alıyorduk. Savaşman takip ve gözetleme faaliyetinin başlamasından 4- 5 gün sonra bir akşamüstü Karargahtan elinde büyükçe bir evrak çantası olduğu halde çıktı. Hava erken kararıyordu.. İyi yapılan bir takibi en tecrübeli istihbaratçının dahi sezmesi zordu. Hedefin mehteranlar gibi ikide bir durup arkasını kontrol ederek yürüyüşü video ve fotoğraf ile dokümante edilmeye başlandı. Savaşman geç yaşta şoförlük öğrenen ve arabayı acemice kullanan birine benziyordu. Tecrübeli bir istihbaratçı hiçbir zaman bu şekilde anormal hareketler yapmaz, bir takım ustaca testlerle kontrolde tutulup tutulmadığını araştırır, en ufak şüphede faaliyetini ertelerdi.

Beklenen gün nihayet geldi. o günlerde karargahta Savaşman'a, bazı batılılarla ilgili ikinci derecede hakiki evraklarla birlikte kasıtlı olarak hazırlanmış sözde çok önemli bir faaliyetle ilgili evrak da arzedilmiş, Savaşman evrakları alıkoymuştu. Her zamanki gibi çantası ile çıkan Savaşman'ın hangi eve gideceğini merak ediyorduk. Bütün personel doğal olarak çok heyecanlıydı. Savaşman'ın bir başka adrese de gidebileceğini düşünüyor ve hata yapmamaya çalışıyorduk. Savaşman Çankaya'dan aşağıya Nenehatun Caddesinin altındaki eve doğru yürüyor, tereddütlü adımlarla kaderine doğru gidiyordu. Adres belli olmuştu. YS Albay heyecanla operasyon ekiplerine katılmıştı. Savaşman Onsager'in evine girdikten bir müddet sonra YS Albay, ben, teknik ekip, birkaç takip personeli apartmanın içine girdik. YS Albay'la Onsager'in kapısına kadar gelip kulağımızı dayayıp içeriyi dinlemeye çalıştık. Diğerleri merdivenlerde bekliyordu. İçeriden gelen konuşmalar anlaşılmıyordu. Bir ara üst üste çekilen ve bir fotoğraf makinasının deklanşör sesine benzeyen bir ses duyduk. Arada evin içinde gelip gidenlerin ayak sesleri duyuluyordu. Her şey bir anda oldu Birden kapı açıldı ve Lyle Onsager ile karşı karşıya geldik. Kocası Inarac de arkasındaydı. Ev sahipleri evi terk ediyordu ve Savaşman yanlarında yoktu. Aniden bir hata yapıp yanlış daire tespit edebileceğimizi düşündüm. YS Albay ayağını araya koyarak kapıyı yüzümüze kapatmak isteyen ev sahiplerine mani oldu; kapıyı iterek önde biz, arkada ses ve film ekibi ve de diğerleri içeriye girdik. Koridorun sağında oturma salonu vardı. Salonda Savaşman ve gözlüklü bir şahıs ayakta duruyorlardı. Bizi gören Savaşman birden paniğe kapılıp sağa sola koşuşmaya başladı. Takipçiler hemen onu yakaladılar. Gözlüklü şahıs kanepenin önünde duran bir takım evrakı telaşla ceketinin iç cebine attı. YS Albay’ın müdahale edip bunları almak istemesi üzerine şiddetle mukavemet ederek boğuşmaya başladılar. Sert bir şekilde müdahale etmem üzerine şahıs “Diplomat, diplomat” diye bağırmaya ve İngilizce olarak dokunulmazlığı olduğunu söylemeye başladı. Kendisine casusluk faaliyeti ile diplomatlığın bağdaşmadığını, cebindekileri çıkarmadığı takdirde zor kullanacağımızı söyledim. Bilahare CIA mensubu William Philips olduğunu anladığımız şahıs sakinleşerek cep defterini, Savaşman'a imzalattığı para makbuzlarını, hüviyetini çıkardı, ceplerini boşalttı. Kanepenin önündeki sehpada gizlilik dereceli evraklar duruyordu.

Olay yerinden diğer evraklarla birlikte William Philips'in ajanda tipi cep defterini de almıştık. Defterde Savaşman'la kararlaştırılmış randevuları gözüküyordu. Küçük bir şekilde bu tarihlerin yanına SS diye yazmıştı. Küçük küçük şifreli yazıldığı anlaşılan başka ibareler de vardı. Gözüme belli tarihlerin yanında aynı şekilde küçücük yazılmış M. Ali yazısı takıldı. YS Albay'a gösterdim. “Yoksa o da mı?” dedi. Bilahare “Belki resmi randevularla ilgilidir” dedi.

Hiram Bey'in kanaati Savaşman'ın İran'da Askeri Ataşelik yaptığı zaman angaje edildiği idi. Ancak Savaşman Amerikalılara hizmetinin bir yıl gibi yakın bir tarihte başladığını belirtiyordu. İlk önceleri İngilizlerle olan ilişkisini de gizledi. Güvenlik Caddesindeki evi bildiğimizi anladığı zaman o evde SIS'den (İngiliz Gizli Servisi) Robin Seeley ile buluştuğunu, her iki servise de birbirinden habersiz hizmet ettiğini bildirdi. Suçüstü sırasında elde edilen para makbuzlarından Savaşman'a o ay ki maaşının yanı sıra üstün hizmetleri dolayısıyla bir maaş kadar ikramiye verildiğini anlamıştık. Esasen bu para dolar olarak Amerika'da bir çöpçünün alabileceği kadar düşüktü. Savaşman ise buna karşılık Kıbrıs'taki askeri gücümüz, MİT'in kontrol altında tutuğu batılı istihbaratçılar ve faaliyetleri gibi yüzlerce önemli konuda bilgi aktarmıştı. Devletin hayatı, çok gizli milli bilgileri ucuza satılmıştı. Sorgusu kısa sürmüştü. Kendisine iyi muamele etmiştik.  Askeri Mahkemeye giderken gözyaşları içinde sarılarak veda etti, bizleri yorduğu için özür diledi.

Olaydan sonra Hamza Gürgüç Paşa ABD ve İngiliz Servis Başkanlarına ağır bir mektup yolladı. Her iki servisten de gelen cevapta özür dileniyor, bu tip faaliyetlerin bir daha yapılmayacağı belirtiliyordu.

Bu operasyondan birkaç yıl sonra Hiram Abas, Mehmet Eymür ve operasyonda yer alan kişilerin ev adresleri, fotoğrafları ve hayat hikâyeleri bir gazetede yayınlanıyor.   Hiram Abas öldürülene kadar gazetede afişe edilen evde kalmaya devam etti. Amerika ve İngilizlere çalışan bir casusa dokunmanın bedeli ağır bir şekilde ödetildi ve Hiram Abas 26 Eylül 1990 yılında, yani 30 yıl önce bugün şehit edildi. Ülkesi uğruna sessizce mücadele etmiş bütün kahramanları saygı ile yâd etmek ve ülkemizin yetiştirmiş olduğu kahramanların yapmış olduğu başarılı işleri yazmak bu konularda çalışan kişilerin boynunun borcu olmalıdır.  Başkalarının hikâyelerine öyküneceğimize kendi değerlerimizi tanımak ve tanıtmamız gerekiyor.

Celal Arslan

Dövizin Önlenemeyen Yükselişi

Adem Kılıç

Fransa'nın Yüzünden Batı'nın Makyajı Akıyor!

Talha Arslan

Fener’in Rüzgarı, Fırtınayı Süpürdü!

Erdal Şimşek

CHP’de Neler Oluyor?

Efdal Öztürk

Turunç Rengi Bir Mevsim Sır Veriyor

Hasan Birgül

Zihinsel Tedavi Süreci