Halep Ordaysa, Arşın Burada

Ergin Külünk
23 Şubat 2020 Pazar 17:05

Bugün sizlere çok bildiğimiz bir deyime atfedilmiş hikayeyi naklediyorum:

Halk arasında söylenen atasözü ve deyimlere bir hikâye bulma konusunda hiç sıkıntı çekmiyoruz. bunun en önemli sebebinin kanaatimce "kendidi ile barışık bir millet olamamız" gelmektedir diye düşünüyorum acizane.

Harun arkadaşları ile bir oyun oynamaya başlamıştı. Kâğıtlara atasözleri yazıldı. Herkes bir atasözü çekti…

Kimin nasibine hangi atasözü çıkmışsa ona bir hikâye yazacaktı… Aralarından seçtikleri tarafsız bir jürinin önünde yarışacaklardı.

Harun elindeki kâğıda bakınca şaşırıp kaldı. Zira kâğıtta “Halep oradaysa, arşın burada!” yazıyordu…” İlginç! Halep’ten daha yeni döndüm ve Halep ile ilgili bir hikâye çıktı karşıma” diye mırıldandı. Eve döndüğünde konu ile ilgili bir şeyler yazmaya koyuldu:

Sabah ışıltısı ve kumru sesleri arasında, ılıkla soğuk arasında bir şubat sıcaklığında Harun, kısa bir müddet Halep’te kalmıştı. İlk kez vatanından uzak bir yere gidiyordu. Bir Cuma günü etrafın sessizliğinde Halep çarşısını dolaşmış; hatta Halep Kalesi’ne dahi çıkmıştı. Şehrin önemli mekânlarını, Bimarhanesini, çarşısını dolaşmıştı. Gördüklerinden oldukça etkilenmişti.

Taş, bir şehre bu kadar yakışır ancak diye geçirdi içinden… Taş evlerin bahçelerinden ağaçlar bile sanki kül rengindeydi. Bu haliyle Halep külden bir şehri andırıyordu. Harun başını yukarıya çevirdi bir an. Halep’in üzerinden kuşlar geçiyordu.

Evin taraçasında bir genç, güvercinlerini uçururken, uzunca kül renginde bir değnek ise gidip geliyordu.

Başka bir taraçada ise bir çocuk, kardeşini el arabasına koymuş oyun oynamaktaydı. Güvercinler havalanarak daire çizerken, diğerleri özgürlük denemesi yapmaktaydı.

Derken uzaklardan karga sesleri ve sert esen rüzgârın yüzümü okşayışları Harun’u adeta başka bir dünyaya götürmüştü… Ağaçlar bile taşın rengini almıştı. Kül yeşili… Gökler ise kül mavisi…

Gün, saat, ân, nefesler durmuş gibiydi. Harun: “Kim bilir baharda nasıldır buraları?” diye içinden geçirirken külden bir bahar hayal etti. Birden etrafı cuma salâları kapladı. Alıştığı gibi değildi.

Harun, “bizimkilere benzemiyor, okunanlar; doğrudan Kur’an okunuyor sanki”, diye geçirdi içinden. Sonra Halep çarşısının cuma sessizliğini yaşayan dehlizlerine bıraktı kendini.

Cuma günü olduğu için çarşı kapalı ve sessizdi.. Kuşlar semadan geçerken, güvercinler nazlı, sahiplerine dönüyordu. Sokakların sessizliği göklere yükselmekteydi.

Cuma günü Halep’in hafta tatili olduğu için çarşıdaki bütün dükkânlar kapalıydı. Koşa koşa indi geldiği tarihi sokaklardan… Zamanın selamına ermiş koca taş duvarlardan, kapılardan geçerken, bir an kayboldu sanki tarihin dehlizlerinde… Önüne ise hurma ağaçları döküldü sanki…

Zekeriya a.s makamına varmıştı. Onun ruhuna bir fatiha okudu Harun. Sonra süre doldu. Dolan zamanla birlikte camii kapısından yola düştüler.

Sabahın erken saatlerinde yıkanmış sokaklar ve camii bahçesi bir başka güzeldi. Bir Cuma ve sessiz bir Halep… Oysa okuduğu kitaplarda böyle değildi… Cıvıl cıvıldı… Ticaret kervanlarının geçtiği bir yerdi.

Öyle bulacağını sanmıştı. Fakat bir tatil gününde geleceğini hiç düşünmemişti. Tekrar yola koyulmak üzere otobüsün yakınında toplandıklarında yine kalenin yakınlarındaydılar…

Halep Kalesi’nin önündeki hurma ağaçlarını/palmiyeleri okşayan sert bir rüzgâr vardı. “Göz açıp kapayıncaya kadar nasıl da dolmuş zaman” diye mırıldandı.

Memleketine döndüklerinde arkadaşlarına gördüklerini anlattı. Hayran olmuştu Halep’e. Önce arkadaşları ilgiyle dinlediler.

Sonra da biraz kıskançlık gösterip onu alaya almaya başladılar. Bunun üzerine Harun da dayanamayıp, çiğnenen gururunu tamir etmek için

-Ben Halep’te iken şöyle yaptım, böyle ettim” diye palavralar atmaya başladı.

Arkadaşları onun bu haline çok sinirlendiler. Ne olacak sonradan görme vb. sözler söylediler. Yine köy kahvesinde toplandıkları bir gün, ciritten açılan sohbet, koşudur, uzun atlamadır derken devam edip gitmişti. Bu sırada Harun dayanamayıp söze girdi ve:

-Ben Halep’te iken on beş arşın atlardım, diye palavra atmaya başladı. Bunun üzerine orada bulunan ve sabrı tükenen ahbaplarından biri:

-Yapma be arkadaşım, on beş arşın atlamak kim; sen kim? deyiverdi.

Harun:
-Doğru söylüyorum. Atladım işte diyerek, yalanında ısrar etti.

Arkadaşı:
-Bak iki gözüm, yapma! Daha fazla yalan söyleyip de benim kafamın tasını attırma (sinirlendirme), dedi

Bizim Harun ısrarla:

“ Canım ne var bunda atlayamayacak. On beş arşın nedir ki… Atladım diyorum işte!” dedi.
O esnada aralarında bulunan marangoz arkadaşı dayanamayarak malzemelerinin arasından arşını çıkarıp ortaya koydu ve:

-Halep oradaysa, arşın burada; buyur atla da görelim, deyiverdi.
Bunun üzerine Harun:
-Atlıyorum tabii ki ama şu an olmaz.
-Nedenmiş o?
-Çünkü burası kahve… Bir gün meydanda toplanır orada gösteririm, diyerek işi geçiştirdi.

Bunun üzerine oradakiler alaysı bir şekilde gülüşmeye başladılar…
O günden sonra her nerede palavra atsa, halk kendisine “Arşın burada!” demeye başladı.”

Hikâyeleri okumak için toplandıklarında kimseden ses çıkmıyordu. Bunu gören Harun:
-İsterseniz önce ben başlayayım, siz devamını getirirsiniz, dedi.

Yukarıdaki hikâyeyi arkadaşlarına okuduğunda bazıları çok beğendi. Halep’ten yeni dönen Harun’a:

-İnsan yaşanmış, gerçek bir olaydan, hayal bir hikâyeyi böyle çıkarırmış demek ki” dediler. Sonra da onu tebrik ettiler. Fakat herkesi memnun etmek öyle kolay değildi. Üstelik de işin içerisinde yarışma heyecanı varsa… İşte bu duygular içerisinde Murat ve bazı arkadaşları burun kıvırıp, “sıradan bir hikâye işte!” dedi. Bunu duyan Harun:

“Sizin de bu atasözüyle ilgili yazdığınız bir hikâyeniz varsa buyurun sizi dinleyelim arkadaşlar. Halep oradaysa, arşın burada!” dedi. Bunun üzerine oradakiler:

-Harun doğru söylüyor. “Arşın burada… Arşın burada! “diye tezahürat yapmaya başladılar…
Hatasını anlayıp mahcup olan Murat ve diğer gençlerin, “şeyyy! Yok maalesef!” demesiyle oradaki geçlerin çoğu hep bir ağızdan:

“ Hep öyle olur zaten! Öyle olur!” diye gülüşmeye başladılar.

Bu deyim halk arasında büyük ve olağanüstü işler başardığını söyleyen yahut yapmadığını yapmış gibi gösteren insanlara “hadi yap da görelim!”, manasında kullanılır.

Hikayeyi sonuna kadar okuyan değerli dost; Halep inşallah en kısa zamanda hikayedeki haline gelir.

Temennimiz ve duamız odur.

Prof. Dr. Ulvi Saran

Bir Linç Olayı ve Toplumun Ruh Sağlığı

Ahmet Tekin

Felak ve Nas Surelerinin Faziletleri

Mustafa Cerit

İstismar ve Dayanışma

Ahmet Tezcan

Merhaba Leyla, Yine Ben, Yine Benden; Hem Yaralı Hem Bitkin

Abdurrahman Pala

Karantina Deyince

Erdal Şimşek

Koronavirüs’ün Aşısı Osmanlı Saray Doktorunun Torunundan