Işık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Atilla'nın gözaltı sebebine bakıldığı zaman bu kararın Amerikan Senatosu'nun çıkarları doğrultusunda alındığının görüldüğünü belirtti.

Amerika'nın İran'a ilişkin uyguladığı ambargo önlemlerinin delinmesine yönelik bir iddia bulunulduğunu hatırlatan Işık, bunun yeni bir iddia olmadığını ve çıkışının 11 Nisan 2013 tarihli, 38 senatörün ABD Başkan Yardımcısı ve Maliye Bakanına yazdığı bir dilekçeye dayandığını kaydetti.

Faik Işık, bu dilekçenin öncesinin de olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Amerika, BM Güvenlik Konseyi'nden bir karar çıkartmak istedi. Bu kararla da İran'la alışveriş yapan bütün ülkelere, kişilere yasak getirmek istedi. İran'ın bütün ticari faaliyetlerini de 'Nükleer çalışmalarına katkı sağlar.' diye yasaklamak istedi. İran dünyanın dördüncü, OPEC'in de ikinci büyüklükte petrol ve doğal gaz üreten, satan ülkesi. İran bizim komşumuz. Türkiye'nin de enerji ihtiyacı var. Bizim ve Hindistan gibi ülkelerin İran'dan hidrokarbon ürünleri diye kabul edilen petrol ve doğal gaz alım-satımı yapmaları doğal. Bunları önleyecek bir karar çıkartmak istediler. BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye ve Brezilya bu kadar kapsamlı ve anlamsız yasağa 'hayır' dedi. Buradan çıkan 1929 BM kararında sadece hassas nükleer faaliyetler için bir ambargo kararı getirildi."

ABD Senatosu'nun 20 Haziran 2010'da toplandığını ve tek taraflı bir karar aldığını hatırlatan Işık, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Senato, İran'la alışverişin her çeşidini kendine göre kara para sayacak bir yasa çıkardı. ABD, 'Benim menfaatlerim neyi gerektiriyorsa, ben bir ülkeye düşman isem bununla alışveriş yapılmasına ben karar veririm. Bu tür alışveriş yapanları da kara para aklayan kişi ya da kurum ilan ederim, bunların mal varlıklarına el koyarım.' diyor. Böyle bir kararın milletlerarası hukukta karşılığı tam anlamıyla zorbalıktır. Hem Dünya Ticaret Örgütü'nün kurallarına hem uluslararası ilişkilere göre bir ülkenin başka ülkelerin ticaretine bu şekilde müdahale etme hakkı yoktur. Bunu da o zaman başında David Cohen'in bulunduğu ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) yapıyor. Başka ülkeler üzerine ekonomik ve ticari yaptırımlar uyguluyor, Amerika dış politikası ve çıkarları doğrultusunda. Yaptırımların uygulanmasını denetleyen istihbarat, ekonomik ve finansal operasyon örgütüdür. Hedefledikleri ülkeler ve yönetim şekillerine karşı pek çok hukukun kabul etmeyeceği eylemler içerisine giriyor. Böyle bir yasak koyup bu yasağa uymayanı suçlu ve kara para aklamakla itham etmek uluslararası hukuka da Dünya Ticaret Örgütü'nün ilkelerine de aykırıdır, devletler arasındaki ilişkilere de zarar verir, devletler hukukuna da aykırıdır. Yapılan iş tamamen hukuk dışıdır, Amerika'nın keyfi bir tutumudur."

Avukat Işık, David Cohen'in bu operasyonları bizzat takip ettiğini öne sürerek, şunları söyledi:

"17-25 Aralık operasyonlarının planlayıcısının da OFAC olduğunu görüyoruz. Çünkü 17 Aralık'tan bir gün sonra David Cohen İstanbul'a geldi. Türkiye açısından önem arz eden stratejik ve ulusal projelere bu operasyon üstünden engelleme yapılıyor. Kamusal düzeni istikrarsızlaştırma amaçlanıyor. Devlet bekası ve istikrarı için yeni stratejiler aranmasına ilişkin ABD'nin belirlediği kuralların geçmesi isteniyor. ABD, İran'la yapılan ticaret dolayısıyla Türkiye'ye kızgın ve bu intikam almak amacıyla 2013'te başlatılmış operasyonun devamı niteliğindedir. Türkiye'nin aleyhine stratejik bir mevzi kaybı gerçekleştiriliyor. İran'ın petrol satması kara para işi midir? İran hakkı olmayan bir petrolü mü satmaktadır? Hayır. Peki BM kararları, 'İran'a petrol ve doğal gaz satma mı demektedir? Hayır, 'Satabilirsin.' diyor. Halkbank gizli bir iş mi yapmıştır? Hayır. Bütün işlemleri denetime açıktır, hukuka aykırı herhangi bir eylemi de yoktur.

Amerika'da politikaya hakim olanların yapmak istedikleri Türkiye'yi itibarsızlaştırma, stratejik olarak zor duruma düşürme ve bir çeşit cezalandırma eylemidir. Bu eylemi yapan yer de OFAC merkezidir. Halkbank Genel Müdür Yardımcısı'nı orada tutmak tamamen hukuk dışı, siyasal ve Amerika'nın yönetimine hakim olan bir grubun Türkiye'ye karşı açık bir operasyonudur. Asıl amaç Rıza Sarraf değildir. Sadece Türkiye ile İran arasında ticaret yapılması değil, hedef gördüğü her ülkeye ilişkin bunu yapmaktadır. 2016'da en son Suudi Arabistan'ın 750 milyar dolarlık mal varlığına el koymayı sağlayabilecek bir yasa çıkartıldı. 11 Eylül saldırılarından Suudi Arabistan'ı sorumlu tutan yine kendilerinin uydurduğu bir yasa ile Suudi Arabistan'ın Amerika'da bulunan 750 milyar dolarlık mal varlığına karşılık dava açılabilme ve el koyabilme imkanı elde edilmiştir. Bu çok çirkindir. Uluslararası ticaret kurallarına, dostluğa saldırıdır, stratejik bir düşmanlıktır, hukuk dışıdır, BM Güvenlik Konseyi kararlarına da aykırıdır. Bu kararları kendi meclisinde keyfi olarak genişletmiştir ve bunu da zorbalık yaparak kabul ettirmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir, bu kabul edilecek bir durum değildir."

 

Kaynak: Sabah