Geçtiğimiz günlerde 93 yaşında hayata veda eden Türk sinemasının duayen isimlerinden Münir Özkul için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tören düzenleniyor. Törene Münir Özkul'un ailesi, sanatçı dostları ve sevenleri katılıyor.Buradaki törenin ardından ise Özkul Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

Buradaki törenin ardından ise Özkul Teşvikiye Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

MÜNİR ÖZKUL KİMDİR?

Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sı, Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sı, Adile Naşit’in can eşi, Türk filmlerinin vazgeçilmez babacan adamı, Münir Özkul.

Koskoca bir hayat bir kaç cümleye sığmaz belki, ama deneyeceğim. Bir gün kızı Güner onu yazana kadar ekranlardan öğrenebildiğimiz kadar bileceğiz bu değeri. En çok sevindiğim şey, hala yaşıyorken değerinin bilinmiş olması ve çok sevilmesi.

Şu günlerde hastalığı nedeniyle kendi halinde gözlerden uzak bir hayat sürüyor olsa da, ne bileyim işte nefes aldığını biliyor olmak bile ayrı bir mutluluk. Çünkü onun yaşadığı dönemde yaşıyorum ve dileyen herkes mutluluğuma ortak olabilir.
Münir Özkul’un çocukluğu ve okul yılları
Münir, 15 Ağustos 1925’te İstanbul Bakırköy’de bir paşa torunu olarak doğdu. İki kız çocuğundan sonra dünyaya gelmesiyle bir anda ailesinin göz bebeği oldu. Evin bütün kadınları Münir’in üzerine titriyordu. Paşalıktan gelen soyları öyle devam etmeliydi. Ailesi kararını vermişti, Münir tıpkı paşa dedesi gibi bir paşa olacaktı.

Münir, çocukluğu boyunca mahçup, içine dönük bir karakter oldu. Bir paşanın özelliklerinden uzak görünüyordu. Ailesinin üzerinde kurduğu düşler belki de onu daha da içine döndürüyordu. Onun gözü paşalıktan fazlasındaydı.

İşte bu zamanlarda Bakırköy’deki meşhur Miltiyadi Sineması onun sığınağı haline gelmişti. Münir, İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Ancak bu hiç kolay olmadı, çünkü gündüzleri sürekli okuldan kaçıyor, sinemaya gidip Amerikan ve Fransız filmleri izliyordu. Geceleri de aynı sahnede oyunlar izleyip alkış tutuyordu. İsmail Dübüllü’ye ise ayrı bir hayranlık duyuyordu. İşte bu hayranlık ona ışığı getirecekti.

Üniversiteye gittiği yıllarda bir yandan da oyunculuk yapıyor olacaktı. Bir süre İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Edebiyat Fakültesi’nde Sanat Tarihi bölümüne gitti. Ancak tiyatro sevdası hep ağır bastı.


TİYATRO SEVDASI


Münir sessiz ve içine kapanık olsa da bir yandan da cesur ve tutkuluydu. Okulu bırakıp oyuncu olmaya karar verdiğinde 15 yaşındaydı. Ailesinin tepki göstereceğini bildiğinden bu işi sessizce halletmeliydi. Gizliden Bakırköy Halkevi’ne gitti. Burada oyunculuğa ilk adımını atmıştı. Tiyatroya gönülden bağlanmış bu genci küçük bir rolle sahneye çıkardıklarında, parlıyordu. Profesyonellik yolunda ilerlemesi artık kaçınılmazdı.

Amatörlüğünü Halkevi’nde üzerinden çıkarıp rafa kaldıran Münir, içindekilerii keşif için artık bir yolculuktaydı. Bu yolculuk kendisinden başlayıp yine kendisine dönüyordu.

Bir süre İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunculuğundan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu’na geçti. Emin adımlarla ilerliyordu.
Münir profesyonellik yolunda
Profesyonel ilk adımı İstanbul Şehir Tiyatrosu’na geçtiğinde attı. Çünkü burada artık bir birey olarak özgür ruhuyla özel tiyatrolarda çalışabileceği inancını kazanmıştı. Ses Tiyatrosu çalıştığı ilk özel tiyatroydu. Burada uzun kalmayacaktı. Ama 1948’de Ses Tiyatrosu’nda sahneye çıktığı ‘’Aşk Köprüsü’’ ile adından söz ettirmiş, oldukça ilgi çekmişti.

Bundan sonraki durağı, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne oldu. Küçük Sahne’de ‘’Fareler ve İnsanlar (1951)’’, ‘’Yaz Bekarı (1954)’’, ‘’Çayhane (1955)’’ gibi önemli oyunlarda oynama fırsatı buldu.
Münir’in hayatında siyah beyaz günler
Sinemaya ilk adımı askerliği sırasında attı. ‘’Vatan ve Namık Kemal’’ filminde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin’i ziyarete gittiği sırada üniformalı bir figüran ihtiyacından kendisini kamera önünde buldu. Bir anı olur diye geçtiği kamera karşısında uzun yıllar kalacaktı.

1950’lerde artık Münir tam anlamıyla keşfedilmiş, sinema için de ilgi odağı olmuştu. Bir anda siyah beyaz filmlerin sık görülen ve beğenilen yüzü oldu. Kendine has tavrı, mimikleri izleyicisi tarafından çok beğeniliyordu.

Sinema o dönem de tıpkı şimdi olduğu gibi yabancı sinemanın etkisindeydi. Burhan Felek o dönemin ''Lorel - Hardi'' ikilisini Türk versiyonuna ‘’Edi ile Büdü’’ olarak uyarlamıştı. 1952’de sinema hayatına ‘’Edi ile Büdü Tiyatrocu’’ ve ‘’Edi ile Büdü’’ filmleriyle aktarıldı. Filmde Münir Özkul ‘’Edi’’, Vasfi Rıza Zobu ise ‘’Büdü’’ karakterindeydi. Bu filmle çok beğenildi.

İpek Film yapımıyla ilk yıllar hep komedi filmlerindeki mimikleriyle dikkat çekiyordu. Ancak asıl başarıyı 70’lere gelindiğinde Arzu Film yapımı filmleriyle yakalayacak, hangi rolde arandığını öğrenecekti.

1969 Orhan Aksoy yönetmenliğinde ‘’Fakir Kızı Leyla’’ filminde evin kahyası olarak rol alan Münir, ilgiyi en çok üzerine çekmeyi başaran karakterdi. Bu filmden sonra defalarca bu kalıpta roller alacaktı.

Münir sinema da çok sevilecek, nerede yufka yürekli bir babaya ihtiyaç duyulsa akla ilk o gelecekti. O, asla kötü adam rollerinde olmayacaktı.

Son Dakika Gündem Haberleri için aşağı kaydırın.