Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

'Ayasofya, Bir İbadethaneden Çok Daha Fazlasıdır'

Danıştay’da, yıllardır müze olarak kullanılan Ayasofya’nın yeniden cami statüsüne yükseltilmesi adına görülecek dava öncesi Ayasofya’yı haber365’e değerlendiren Tarihçi Dr. Gürsoy Solmaz önemli açıklamalarda bulundu.

'Ayasofya, Bir İbadethaneden Çok Daha Fazlasıdır'

 

Oğuzhan Çağlar / haber365.com.tr

Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetine rağmen 1935 yılında cami statüsü alınarak müzeye dönüştürülen Ayasofya’ya yeniden cami statüsü verilmesine yönelik dava, 2 Temmuz 2020 tarihinde Danıştay’da görülecek.

Fatih'in emaneti olan Ayasofya’nın önemi hakkında haber365’e konuşan Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Gürsoy Solmaz, “Hristiyan medeniyetine mensup ülkeler için Ayasofya meselesi ciddi bir meseledir. Ayasofya bir ibadethanedir, dini yapıdır fakat bir ibadethaneden çok daha fazlasıdır.” dedi.

“‘İSTANBUL’DA CAMİ KALMADI DA AYASOFYA’YI AÇIYORLAR’ DEMEK AYMAZLIKTIR!”

“Ayasofya yeniden camiye dönecek olursa, bu durumun muhatabı olan Hıristiyan topluluğu Türkiye’deki bazı aymazların söylediği gibi, ‘İstanbul’da cami mi kalmadı da Ayasofya’yı açıyorlar!’ diye düşünmezler.” ifadelerini kullanan Solmaz şöyle konuştu:

“Ayasofya’nın açılması yalnızca bir ibadethanenin faaliyete geçmesi demek değildir. Öyle ki onlar Ayasofya’nın tamiri için bile iyi iş yapıyor diye Kars civarında kiliseleri onaran bir ustayı çağıracak kadar Ayasofya’ya önem vermektedirler.

Bu sebeple Ayasofya’nın açılması yalnızca bir ibadethanenin hayata kazandırılması olarak görülmemelidir. Bugün Atina’da hiç cami yoktur; cami olmayan tek yer orasıdır fakat onlar Türkiye’de ruhban okulunu açtırıyorlar.

Bu da gösteriyor ki biz tarihimize ve dinimize ne kadar uzaksak, karşı taraf da bir o kadar yakın; bizim yaptıklarımızı tarihi ve dini göze alarak okuyor ve takip ediyorlar. Biz de aynı özenle adımlar atmalı, tarihimizin ve dinimizin bilincinde olmalıyız.”

“MADDEN YIKAMADIKLARI MEDENİYETİMİZİ KÜLTÜR ELİYLE YOK EDİYORLAR!”

Tarihçi Dr. Gürsoy Solmaz, gün geçtikçe kültürden biraz daha uzaklaşıldığının altını çizerek şu ifadelerde bulundu:

“Ruhban okullarında kep resmi kıyafettir. Günümüz Türkiyesi’nde kep atma törenleri anaokullarına kadar inmiş durumda.

Bir dönem başörtülüler üniversiteye giremez denmişti ve büyük kavgalar doğurmuştu.

Lakin ruhban okulunun resmi kıyafeti olan ve anglo-sakson kültürün parçası olan kepin üniversitelerde her sene atılmasına, hatta tüm okul coğrafyamıza dağılmış olmasına kimse ses çıkarmıyor.

Devletler toprak kaybederse geri kazanabilirler ancak kaybedilen kültürün dönüşü yoktur!

Gidelim Osmanlı kabirlerine; kimin kim olduğu kabir taşlarına işlenmiş resimle bellidir. Fes, kalpak, kavuk, börk ve sair tarihsel ve kültürel olarak bize ait olan, benimsemiş olduğumuz başlıklar kalmadı da mı kep takıyor ve aynı Anglosakson âdetinde olduğu gibi havaya fırlatıyoruz?

Biz fırlatırken bir şey olmuyor lakin karşımızdaki medeniyetler bu durumları o kadar iyi okuyorlar ki! Madden yıkamadıkları büyük bir medeniyeti, kendi âdetlerini, kıyafetlerini ve dahi dinlerini iliştirerek yıkıyorlar ve biz bir şey yapmıyoruz!”

“HAÇLI ZİHNİYETİ SALDIRILARINI SÜRDÜRÜYOR!”

Haçlı zihniyetinin yok olmadığına işaret eden Solmaz sözlerini şöyle tamamladı:

“Başımıza ne geliyorsa Müslüman olduğumuz için geliyor, bunu asla unutmamalıyız. Tarihsel süreç dinlerin savaşlarına ev sahipliği yapmıştır. Bu durum Çanakkale’de de böyleydi, günümüz dünyasındaki ekonomik savaşlarda da böyledir.

Biz Hıristiyan olsa idik bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. Anadolu 1071 yılına kadar Hıristiyan bir bölgeyken burada Müslümanların egemen olmasıyla hiçbir şey değişmedi, tüm dini ve etnik ayrıcalıklar mahfuz tutuldu.

Fakat Hıristiyanlar gelip geçtikleri yerleri talan etti, ne dini ne de sosyal hayatı tanımadı. Yıktıkları medeniyetler bir yana birçoğunu da asimile ettiler.

Bununla birlikte Anadolu’yu tabiri caizse bize kaptırdığını unutmayan ve bu hissi kaybetmeyen haçlı zihniyeti saldırılarını halen sürdürmektedir.

Biz de Ayasofya meselesinde Ayasofya’yı yeniden inşa eden Justinyanus’un ‘Ey Ömer seni geçtim’ hitabında İslam’ı temsilen Ömer’i kullandığını unutmamalıyız!”

Yorum Yaz

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR