Ege Karasuları Sorunu

Hürriyet Gücer
11 Eylül 2020 Cuma 12:01

Daha önceki yazımda, son zamanlarda Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunları ana hatlarıyla anlatmıştım. Yunanistan ile ülkemiz arasında bu günlerde yaşanan sorunlara baktığımızda, “Doğu Akdeniz Sorunu”nun “Yunanistan Sorunu” olarak karşımıza çıkarıldığını görmekteyiz. Yunanistan, Fransa başta olmak üzere Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısında olan ülkelere sırtını dayamış ve ülkemizin Doğu Akdeniz ve Ege’deki haklarını zorbalıkla alabileceğini zannetmektedir. Bu maksatla her türlü çirkin oyunu oynamaktan da geri kalmamaktadır. Yunanistan, geçmiş yıllarda olduğu gibi asılsız rüyaları yeniden görmeye başlamıştır.

Ege’de, Yunanistan ile aramızda; karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası ve FIR hattı sorunları ile Ege adalarının silahsızlandırılması konusunda iki ülke arasında çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Bunların haricinde kimin egemenliği altında olduğu tam belli olmayan adacık ve kayalıklar sorunu hâlihazırda devam etmektedir.

Ege’de yaşanan sorunlardan, Yunanistan tarafından sürekli gündeme getirilen “Karasuları Sorunu”na, tarihsel gelişimine göz atarak, kısa ve öz bir şekilde değinmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.

1923 tarihli Lozan Antlaşması’yla, Türkiye ve Yunanistan, Ege Denizi’nde karasuları genişliğini karşılıklı 3 mil olarak kararlaştırmışlardır. Fakat Yunanistan, 8 Ekim 1936 tarihinde, tek taraflı olarak, karasularını 6 mile çıkarmıştır. Türkiye, o tarihlerde Yunanistan’la yakınlaşması, iyi ilişkiler kurması ve Doğu Akdeniz’de baş gösteren İtalyan tehdidi nedenlerinden dolayı konunun önemini anlamamış ve gerekli reaksiyonu gösterememiştir. 1964 yılında Kıbrıs sorununu bahane eden Yunanistan’ın Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması nedeniyle, Türkiye de karasularını 6 mile çıkarmıştır. Lozan düzenlemesine aykırı olmasına rağmen, her iki ülke de karşılıklı olarak, 6 mil kuralını günümüze kadar uygulamaktadırlar.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra, Yunanistan Ege’de karasularını 12 deniz miline çıkarmak için girişiminde bulunmuş, Türkiye ise 15 Nisan 1976 tarihinde Yunanistan’ın bu girişimini savaş sebebi sayacağını bildirmiştir. Zamanla bu mesele daha fazla tırmandırılmadan soğumuştur.

1982 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve 1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni, Yunanistan 1995 yılında onaylamıştır. Yunanistan, söz konusu sözleşmenin 3’üncü maddesine istinaden Ege Denizi’nde karasularını 6 milden 12 mile çıkarmak istemekte, bunun uluslararası hukuka uygun olduğunu ve sözleşmenin 8’inci maddesine istinaden tüm yabancı gemilerin Yunan karasularından “zararsız geçiş” hakkına sahip olduğunu ve bu kapsamda Türkiye’nin Ege’deki seyir hakkının kısıtlanmayacağını iddia etmektedir.

1995 yılında Yunanistan, iddialarını gerçekleştirmek için Türkiye’nin taraf olmadığı sözleşmeyi yürürlüğe koymuş ve Ege’de karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkını saklı tuttuğunu ilan etmiştir.

Türkiye, Yunanistan’ın Ege’yi iç deniz yapma niyetini bozmak ve Ege’deki haklarını savunmak maksadıyla, 8 Haziran 1995 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nin hazırladığı bildiri ile Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkarması halinde, bu durumun savaş sebebi sayılacağını beyan etmiştir.

1997 yılında, Türkiye ile Yunanistan arasında yükselen tansiyonun düşürülmesi ve muhtemel bir çatışmanın engellenmesi için, ABD’nin girişimiyle her iki ülke arasında bir mutabakat metni imzalanmıştır. Bu metin kapsamında, her iki tarafta, sorunları barışçıl yollardan çözülmesi konularında mutabık kalmışlardır.

2002 yılında, AB ile ilişkilerin geliştirilmesi için, Türkiye’nin çağrısı üzerine Yunanistan ile ikili görüşmeler süreci başlatılmış, bu zamana kadar yapılan tüm görüşmelerde somut bir ilerleme kaydedilememiştir.

Ege’de yaşanan “Karasuları Sorunu”nu kronolojik olarak incelemeyi müteakip bu sorunun ülkemizi nasıl etkilediğini vurgulamanın, konunun önemini anlamamız açısından önemli olduğunu değerlendirmekteyim.

Günümüzde kullanılan 6 mil uygulamasının Yunanistan tarafından 12 mile çıkarılmasının, Ege’deki karasuları dengesinin Yunanistan lehine bozulması anlamına gelmektedir. Çünkü hâlihazırdaki 6 mil uygulaması ile Ege’nin %43.6’sı Yunan karasuları, %7.4’ü Türk karasuları, geri kalan %49’u ise uluslararası karasuları statüsünde bulunmaktadır. Karasularının 12 mile çıkarılması ile Ege’nin %71.5’i Yunanistan’ın, % 8.7’i Türkiye’nin kontrolünde olacak, % 19,8’i ise uluslararası karasuları olacaktır. Buradan da anlaşıldığı üzere Ege’ye resmen Yunan Denizi statüsü kazandırılmaya çalışılmaktadır.

Ege’de karasularının 12 mile çıkarılması, bizim asla kabul etmeyeceğimiz bir konudur. Çünkü bizim gemilerimiz Yunan karasularından geçmek zorunda kalacaklar ve ileride bu husus daha büyük sorunlara neden olacaktır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 8’inci maddesinde belirtilen, “zararsız geçiş” konusunda, Yunanistan’a asla güvenemeyiz. Çünkü Yunanistan, her zamanki gibi, uluslararası hukuka dayalı bu hakkı da kendi menfaatleri doğrultusunda kötüye kullanacaklar ve gemilerimize sürekli sorun çıkaracaklardır. Bu nedenle Türkiye, UNCLOS (Birleşmiş Milletler Deniz Kanunu Konvansiyonu/Toplantısı)’u imzalamamış ve imzası olmayan bir devlete bu sözleşmenin dayatılamayacağını vurgulamıştır.

Ayrıca Yunan adalarının birçoğu, Anadolu’ya çok yakın ve Anadolu kara parçasının doğal uzantıları olduklarından, Yunanistan lehine karasularına sahip bulunmaları, Türkiye’nin egemenlik haklarıyla kesinlikle bağdaşmaz. Bu adaların karasularının genişliği, Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini gözetecek şekilde sınırlı olmak zorundadır. Bunun yanında, Yunanistan’ın karasularını bizim açık denizle bağlantımızı engelleyecek şekilde genişleterek kullanması, uluslararası hukuka aykırı olacaktır.

Bunun yanında, Türkiye ile Yunanistan arasındaki karasuları sorunu, UNCLOS’dan çok önce Lozan Antlaşması ile saptanmıştır. Bu nedenle UNCLOS Sözleşmesi, Lozan Antlaşmasını ortadan kaldıramayacaktır. 

Sonuç olarak; imparatorluklarını bizim elimizde kaybeden ve dört asır bizim egemenliğimizde kalan, Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan, asırlarda geçse sorun çıkarmaktan geri durmayacaktır. Bu nedenle Ege karasuları sorunu, Türkiye ile Yunanistan arasındaki diğer sorunlar gibi var olmaya devam edecektir. Ayrıca, Yunanistan’ın askeri gücünün bizim askeri gücümüzden oldukça düşük olması ve bir kriz anında özellikle Avrupa devletlerinin devreye girecek olmaları, savaş ihtimalini düşürmektedir. Gerek Doğu Akdeniz gerekse Ege sorunları karşısında üzerimizdeki dayatmalara ve oynanan her türlü senaryolara karşı, Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişte olduğu gibi, vatanını, milletini ve bayrağını savunmak için artan azim ve güçtedir. Çünkü gücünü bu toprakları vatan bilen şanlı milletimizden almaktadır.

 

Hasan Birgül

Putin’in Siber Savaşı

Ahmet Tezcan

Ne Çok Cahilim Allah’ım, Keşke Ölsem!

Erdal Şimşek

Uçak Gemisi Nasıl Batırılır?

Hasan Mesut Önder

Mezhep Oluşumunun Sosyal Psikolojisi

Celal Arslan

Enflasyon ve Ekonomik Büyüme

Talha Arslan

Fenerbahçe’den Çok Önemli 3 Puan