Ebeveyn Kaybı Ve Yetişkinliğe Geçiş

Semra Aydın Avşar
23 Temmuz 2020 Perşembe 15:44

Ölümün kaçınılmaz sonumuz olduğu gerçeğini bilmek, bu dünyadaki en büyük trajedimiz olsa gerek… Dünya’ya gelirken nasıl tek başımıza geliyorsak, ölürken de durum farklı olmuyor. Hayatımızın sonsuza kadar rutin bir şekilde akıp gideceği inancı o kadar güçlü oluyor ki, çoğu zaman ölümün sadece başkalarının başına geleceğine inanıyoruz hep. Sadece başkalarının acı kayıpları olur sanıyoruz. Bu duygu, en sevdiklerimizden birinin ölümü ile yüzleşene kadar devam ediyor.

Aslında “ölüm farkındalığı” derin bir biçimde hayatı besleyen bir olgu. Ölümün gerçekliğini hisseden kişi, hayatın onu “anlam”a çağıran sesini duyar. Bu sese bazen farkında olarak, bezen de farkında olmadan cevap vermeye çalışır. Ölümü fark etmek, bizi hayatın her alanını değerlendirmeye, bugünü daha dolu yaşamaya zorlar. Ölümü dikkate almak, bizim için varlığı da dikkate almak demektir.

İnsanlar ölüme bağlı kayıp yaşadıklarında acıyla baş edemeyeceklerini, onları esir alan bu derin mutsuzluğun kalıcı olacağını zannederler. Ama zamanla acılar azalır ve kayba uyum süreci başlar. Bu uyum ve alışma süreci, Allah’ın insana bir lütfudur sanki. 

Bizler en sevdiğimizin vefatı ile rutin bir şekilde akıp gitmekte olan hayatımızda, kendi ölümlülük gerçeğimizle de yüzleşir ve yaşadığımız hayatın efendisi olmadığımızı silkelenerek de olsa hatırlarız. Kendi ölümlülüğümüzle yüzleşmemizi, ebeveynlerimizden birinin kaybıyla daha derinden hissederiz.

Ebeveyn ölümü birçok yetişkinin duygusal, özel ve sosyal hayatında dönüm noktasıdır. İstisnasız bu kaybı yaşayan herkesin, hayata bakışı değişir. Ebeveynlerimizin bizden önce öleceği beklentisi veya bilgisi içinde olsak da,  bu kayıp sarsıcıdır, etkilidir ve kişiye özeldir.

Ebeveyn kaybının etkisi tahmin edilebilir ama yaşanmadan anlaşılamaz. Ve hiçbir yetişkin, ebeveynlerinin vefatı sonrası aynı kalamaz. Çünkü çocukluğumuzla olan temel bağımızı kaybederiz ve bu kayıpla, ilkel çocuksu duygularımıza döneriz. Her kayıp, yakınını kaybeden kişi için önemlidir. Ama anne – baba kaybı, hangi yaşta olursa olsun kişiyi derinden etkiler ve hikayesi vardır. Bu derin etkide anne-babanın kim olduğu, kaç yaşında olduğu, ilgili veya ilgisiz, iyi veya kötü olması önemli değildir. İnsan faniliğiyle yüzleşerek büyür, olgunlaşır.  Ve bizler ebeveyn kayıplarımızda, artık “yetişkin” kimliğimizle tanışırız.

Annemizi veya babamızı kaybettiğimizde, ne kadar kırılgan, ne kadar yaralanabilir, ne kadar aciz olduğumuzu biraz daha derinden hissederiz. İçimizde bir kenarlarda oynayan, dolaşan veya saklanan çocukluğumuz, vefat eden annemizin veya babamızın elinden tutarak usulca çıkar gider de, “dur” diyemeyiz.

Fark ettiğimiz bir gerçek de şu olur:  “Yaşanmaya değer bir hayatım var mı? Böyle bir hayatım yoksa bunu nasıl sağlayabilirim?”

Ve anne veya babamızın kaybıyla, şimdiye kadar kendimize sormaya cesaret edemediğimiz sorularla yüzleşir, kaç yaşında olursak olalım yetişkinliğe keskin bir geçiş yaparız:

  • Seçimlerim benim miydi?
  • Yaşamak istediğim hayat bu mu?
  • Önceliklerim, şimdi ki önceliklerim mi?
  • Hayatımın bir anlamı var mı?
  • Benim hikâyem ne?

*Rabbim; ahirete intikal etmiş tüm ebeveynlerimize rahmet etsin, onlara merhametiyle muamele etsin inşallah.

Semra Aydın Avşar

Aile Danışmanı

semra.aydin@izu.edu.tr

Talha Arslan

4 Büyüklerin Harcama Limiti ve Kâr-Zarar Verileri

Celal Arslan

Döviz  Neden Yükseliyor?

Erdal Şimşek

Cemil Bayık Değil, Agit Civyan Öldürüldü

Mehmet Hakan Kekeç

Tarihe Yanlış Sorular: Selçuklu, Osmanlı ve Türklük

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı