Yorgo'nun Batı Trakya İşgali

Yunanistan'ın sadece Ege'de değil, Batı Trakya'da da işgalci olduğunu biliyor muydunuz. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti'ni yıkarak topraklarını işgal etmişti

Yorgo'nun Batı Trakya İşgali

Haber365 Özel / Hasan Birgül

Türk tarihi açısından özel bir konum teşkil etmektedir. Yunanistan'ın insan haklarını buradada çiğnemesi ve Avrupa'nın görmezden gelmesi uluslararası hukuka karşı gelmesi gözlerden kaçmamalıdır. İşgalci Yunanlılar Batı Trakya'da Türk izlerini silmeye çalışsa da asla başarılı olamayacaklardır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi ilişkilerde sorunlar genel olarak üç başlık altında toplanır: Kıbrıs sorunu, Ege sorunu ve Azınlıklar meselesi. 
 

BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ 

Batı Trakya, Balkan coğrafyasının vazgeçilmez ve ayrılmaz  bir bütünü olarak, 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarındaki kaotik siyasi ortamın ve sistemin  etkilenmiş bir bölgesidir. Bu bölgede yaşayan Türk toplumu da, dağılmak üzere olan İmparatorluğun izlerini bırakmıştır.Türk unsurlarının bir parçası olarak, çoğu zaman siyasi sorunlar ve bu sorunların yarattığı siyasi baskılarla karşı karşıya kalmış bir toplumdur. Yunan Hükümetlerinin her dönem uluslararası hukuku yok saydığı işgalci olarak insanlık suçu işlediği apaçık ortadır.
 
Siyasi kaos ortamında  temel yaklaşımlardan en önemlisi belki de savunma psikolojisinin bir sonucu olarak, mevcut etnik veya dini kimlikler üzerinden politik aidiyetler inşa etme yaklaşımıdır. Türk Devleti’nin ve halkının bu oyunları bozmaktaki azmi Batı Trakya’nın tarihsel ve efsanevi boyutu hakkında bize bazı fikirler verebilir. Günümüzde halen popülaritesini ve sıcaklığını koruyan ve Türk-Yunan ilişkilerinde türlü dalgalanmalara neden olan Batı Trakya’nın tarihsel süreç içerisinde incelendiğinde göze çarpan en önemli özelliği, Osmanlı askerlerinin ve bölge halkının kurdukları Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’dir.

Batı Trakya;1912 Balkan Savaşlarının hemen akabininde Bulgarlar tarafından,2.Balkan Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Fakat 2. Balkan Savaşı sonucunda imzalanan Bükreş Antlaşması Batı Trakya’nın bir kısmını Bulgar Devleti’ne bırakırken,Yunan tarafı bu bölgenin teslimi konusunda olabildiğince sorunlar çıkarmış hatta Batı Trakya sorununa Osmanlı Devleti’ni de karıştırmak istemiştir. Yunanlılar'ın hazımsızlığı geçmiş tarih boyunca devam etmiş ve halen daha haddini aşarak sorunlar çıkarmıştır. Batı Trakya’daki Türkler de, Balkanların bu karmaşık siyasi ortamında diğer Müslüman ve Türk topluluklar gibi benzer bir süreçten geçmişlerdir. 

Batı Trakya'da yaşayan Müslüman Türk azınlık açısından Yunanistan'a en fazla sorumluluk getiren antlaşmadır. Buna göre Yunanistan'a bırakılan topraklarda kalanların yaşam, mal, din ve gelenekleri güvence altına alınacak ve bu insanlar Yunan kökenli vatandaşlarla aynı haklara sahip olacaktı.Lakin böyle olmadı. İşgalci Yunanistan burada camileri kapattı, toplantıları yasakladı. Göçlere zorladı. Türkiye ve Yunanistan arasında yoğun tartışmaların yaşanmakta olduğu hemen her dönemde gündeme gelen azınlıklar konusu, uluslararası sistemde ayrıca hukuk kurallarında  yeni hükümler çerçevesinde bir insan hakları sorunu olarak yıllardır devam etmektedir. 

Batı Trakya Türklerine karşı Yunanistan hak ihlallerine ve baskılarına halen devam etmektedir.  Batı Trakya Türklerinin sorunlarını genel olarak ele alacak olursak; kimliğin inkarı ve onur kırıcı muamele,Yunanistan, azınlığın Türk kimliğini inkar etme politikasında ısrar etmektedir. Türk dernekleri yasaklanmakta ve mahkemeler, yeni Türk derneklerinin tescilini reddetmektedir.

Yunanistan, isimlerinde Türk ifadesine yer veren, örneğin Rodop ili Türk Kadınları Kültür Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının ve derneklerinin kurulmasına itiraz etmeye devam etmektedir. Örgütlenmeye asla tahammülleri yoktur. Türk korkuları sürekli devam etmektedir. Sankki bir kıvılcımlı harlı bir ateşe dönüşmesinden Yunan Hükümeti korkmaktadır.

Lozan Antlaşmasının 40. Maddesinde apaçık şekilde böyle bir madde vardır; Azınlık üyeleri, masrafları kendilerine ait olmak üzere, hayırseverlik, dini ve toplumsal kurumlar, okullar ve eğitim ve öğretim amaçlı sair kurumlar kurma, yönetme ve kontrol etme konusunda eşit haklara sahip olacaklar, buralarda kendi dillerini serbestçe kullanma ve kendi dinlerinin gereklerini serbestçe yapma hakkına sahip olacaklardır. Azınlık eğitimi, sürekli olarak Yunanistan devleti müdahalesiyle karşı karşıya kalmıştır. 

Son yıllarda, camileri ve Müslüman mezarlıklarını hedef alan arada bir görülen saldırılar ve kutsal mekan ve simgelere saygısızlık fiillerinin olması Türk toplumlarının canını yakmıştır. Durum bireysel dini haklar açısından gurur kırıcı olarak değerlendirilebilir. Gecikmelerle ve engellemelerle de olsa, azınlık toplumuna genellikle camilerini inşa etme ve onarma için gerekli izinler verilsede toplumun aşırı sağ kesiminden son zamanlarda ciddi suçlamalar bulunmaktadır. Müslüman dini liderlerin, yani Müftülerin devam eden kurumsal sorunlarının çözümüne yönelik hiçbir ilerleme kaydedilmiştir. 

Yunan Devleti,  Müslüman Vakıflarının mülkiyetindeki mal varlıklarına aşırı vergiler ve yasal yaptırımlar uygulamaya devam etmektedir. Azınlığın, bu vakıfları yönetememesi ve hesaplarına erişememesi, ayrıca, bu vakıflardan elde edilen gelirleri, okulların bakımı ve iyileştirilmesi gibi toplumun hayati ihtiyaçları için harcamalarına da engel olmaktadır. 
 
Yunanistan sürekli hakkı olmadığı her yerde Avrupa'nın şımarık çocuğu olmuş ve sürekli sorunlar çıkarmıştır. AB toplantılarında Yunanistan'ı savunan delegeler bu konu açılınca sessiz kalıp uluslararası hukuka karşı gelmişlerdir. Yunanistan Ege'de işgalci olmuş,Batı Trakya'da da işgalci ve hukuksuz davranmıştır. İnsan Hakları örgütleri bu yapılan işgalcilik karşısında sessiz kalması sırd Türk kelimesinden dolayıdır. Uluslararası Hukuk arenası Türkiye ve Azınlıkları olunca görmez,duymaz ve bilmez.

Yorum Yaz

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR