DEİK, Medya, İş Dünyası, Güç, Kudret, Lay Lay Lom!

Alper Esen
13 Ocak 2020 Pazartesi 09:00
Medya hiç kuşkusuz Banker Şirketlerin (Bankalar, Fon Şirketleri) ardından en güçlü ikinci sektördür.

Banker Şirketler bütün küresel ekonomiyi domine ederler. Devasa fonları yönetir, yatırımları kontrol eder, hemen her alandaki endüstriyi fonlar ve/veya ortak olurlar.
Bu alanlardan biri de Medyadır.

Klasik medya tanımlarından başka günümüzde bence medya entertainment/gösteri dünyasını da içine alacak şekilde geniş bir kitlesel etki alanına sahip.
Hele teknolojinin yıldırım hızıyla gelişip medyayı yep yeni bir forma/sosyal medya, kavuşturmasını da düşündüğünüzde müthiş bir kitlesel algı organizasyonuna dönüşmüş durumda medya.

Kötü mü?
Bence değil.
Tabii ki nerden baktığınızla alakalı fakat neresinden bakarsanız bakın bu medya organizasyonunu iyi koordine edebilen kişi/kurum/devlet her kim olursa olsun kitleleri yönlendirip yönetebiliyor.

Algı yönetimi kötü mü peki?
Değil. Neden olsun ki?
Sen de yönet, sen de yönlendir.
Algı bir his, bir duygu değil ki.
Algı idrak demek, yani; İnsanın kendi içinden ya da çevresinden aldığı, etki, tepki, güdü, saik gibi uyarımları zihninde yorumlaması, anlamlandırması, mânalandırması.
Doğru idrak gibi yanlış idrak da olabilir. Yanlış idrak göz yanılması yâhut halüsinatif görüntüler olabilir.
Çevremizdeki her şeyi hatta kendimizi dahi idrak sayesinde tanıyoruz. Bir idrakte hem afâki (objektif, nesnel), hem enfüsi (sübjektif, öznel) unsurlar bulunur.
Bundan dolayı idrak, gerçeğin bizzat kendisi değil, gerçeğin bir yorumudur.

İşte zurnanın zırt dediği yer de burası, adamlar bir olay örgüsünü öyle aktarabiliyor ki aldığın her mesaj senin için gerçek olabiliyor. Halbuki bırakın gerçeği doğru bile olmayabilir o örgü.

Geçmişte medyadan daha çok yazılı(gazete, dergi), sonraları işitsel(radyo) ve görsel(tv) olarak söz ediyorken, artık medya her türlü teknolojik iletişim alanında var.

Geçen hafta boyunca bazı medya mecralarında muhafazakar iş insanlarının üye olduğu bir iş dünyası sivil toplum kuruluşunun 11 Ocak 2020 Cumartesi günü yapılan DEİK seçimlerini manipüle edeceği, DEİK’de hakim güç olmaya çalıştığı ve bununla ilişkili olarak da sistematik bir seçim çalışması yaptığı yönünde haberler yer aldı.

Bunun gerçek olup olmadığıyla ilgilenmiyorum.
Fakat bana gelen bilgiler o sivil toplum kuruluşunun beklediği başarıyı elde edemediği yönünde.
Seçimlerden evvel iş dünyasından tanıdığım insanlarla konuştuğumda mevzu bahis olan o STK’nın inanılmaz bir özgüven içerisinde olduğu kanaati oluşmuştu bende.
En zayıf anınız kendinize en çok güvendiğiniz andır.
O an yelkenleri suya indirir ve çok yönlü düşünmeyi bırakıp geniş çaplı stratejiyi bir kenara itersiniz. Sonuçta da çoğu kez hüsran olabilir.

Eğer bütün bu olup bitenler doğru ise ki yalanlayan bir açıklamaya rastlamadım şimdiye kadar; burada esas önemli olan muhafazakar bir iktidar yönetimde iken ve medyayı da iktidara yakın iş dünyası domine ederken nasıl oluyor da küçük bir muhalefet medyası bu haberlerle viral bir algı akımı başlatıp muhafazakar iş insanlarının karşısındaki ekipleri kenetleyebiliyor?!
İlginç değil mi?
Hala nasıl bir gücü kontrol edebiliyorlar değil mi?
Medyayı iyi kullanıyor muhalefet.
Ya da muhafazakarlar kitlesel medyayı yönetmeyi beceremediler.

Türkiye’de büyük bir medya kartelini kırmayı başaran muhafazakarlar başka bir kartelin oluşmasına sebep oldu ise de muhalif medya mensuplarını oyunun dışına iten yeni patronlar bu sefer teknolojik dijital kitle medyasının doğup büyümesine de sebep oldular istemeden.

Artık güç gösteri/entertainment medyası ile dijital medyada.
Kudret bu amatör medya mecrasını iyi kullananlarda.

DEİK işlevsel yapısı itibariyle üyelerine küresel iş dünyası ile bir network/ağ oluşturuyor.
Ülkeler arası ticaretin oluşması ve gelişmesi yönünde Commercial/Ticari Alt Yapıların oluşmasına yardımcı oluyor.
Bu ticari fonksiyon
Trade/Al Sat şeklinde değil. Üyeler kendi trade/al sat’larını kendi güçleri ve kendi yapıları doğrultusunda gerçekleştirebiliyor.
DEİK’in teşkilatlanma yapısı da fonksiyonel yapısı doğrultusunda kurulmuş.
DEİK bu yönleri itibariyle Odalar ya da Birlikler gibi değil.
Mesela TİM ve bağlı birlikler commercial/ticari alt yapı olmaktan çok trade/al sat’a yönelik bir işlev görüyor.
TOBB ise daha farklı.

DEİK’e üye olacaksan kendi paranı kendin harcayacaksın ki bu paralar az değil. Büyük kuruluşlarla irtibat kuracak bir yapın olacak ya da bu yapılarla ilişki kurabilecek bir iletişim modellemesi geliştireceksin. Konseyleri domine edebilecek ticari ve kültürel yapın olacak.
Aksi taktirde DEİK üyeliği kartvizitten öte yarar sağlamaz. Bunu da önemseyenler olabilir tabii.

Kısacası bütün bu formasyona sahip değilsen DEİK’e hakim olmak hiç işine yaramaz.

Beş kişi bir araya gelip 50 milyon dolar hacminde iş konuşuyor fakat 500 bin doları bir araya getiremiyorsan çok büyük yapıları kontrol edemezsin.
Etsen de bir süre sonra kontrol düğmesi bozulur.

Bir yerde ‘Başkan’ ibaresini görüyorsanız orada politika vardır. Politika varsa çok yönlü strateji vardır. Yol yordam yöntem vardır.

Ekonomi dijitalleşiyor, hayat dijitalleşiyor.
Medya dijitalleşiyor.

Her şey dönüşüyor/transformation kısmen de değişiyor/change.

Hazır olan başarıyor.

Lay lay lom neresinde bu işin diye soruyorsanız da, yeni medya patronları dizileri çok sevdi.

Yüklen dizi filmlere..
Hayatlar dizi film oldu.
Dizilerde güzel genç kızlar, yakışıklı delikanlılar, boğaz manzaralı ofisler, nereden ve nasıl kazanıldığı belli olmayan zengin hayatlar sunuluyor, müthiş otomobiller, kabadayılar ve silahlar.
Adam vuranlar da hiç hapse düşmüyor bu arada.

Kimin eli kimin pantolonunun arka cebinde belli olmayan İlişkiler.

Sonra da bozulan toplumsal ahlak, evlenmeyen gençlerden şikayet, boşanmalar üç kat artmış.

Lay lay lom...
Dr. Ömer Aydın

Kahraman Sağlık Görevlisi

Alperen Demirkaya

Topu Geri Kazanma Süresi IN, Beşiktaş Ruhu OUT

Furkan Hasdemir

Çin Mutfağı Hayranları Bir Daha Düşünsün

Tuğçe Arıbaş

Cem Yılmaz’ın Röntgeninden, Gündüz Kuşağı Sahteliği

Semra Aydın Avşar

Paranoyak Ebeveyn Olmak Ya Da Olmamak

Alper Esen

Kanal İstanbul ve Down Town İstanbul