Çin-İran İttifakı ve Ayasofya

Hasan Mesut Önder
27 Temmuz 2020 Pazartesi 11:42

Çin ve İran arasında imzalanması öngörülen ve enerjiden savunmaya, istihbarat işbirliğinden ortak silah projelerine kadar birçok alanda işbirliği öngören bu anlaşma, küresel anlamda ABD hegemonyasını tehdit ederken, bölgesel anlamda ise ABD ve Batı eksenli bölgede siyasi mimariyi derinden etkileyeceği görülüyor. Çin, Kuşak Yol Projesi ile birlikte tek kutuplu, ABD ağırlıklı, küresel düzeni sarsacağının sinyallerini vermişti. Bu anlaşmanın küresel etkilerinin yanında Ortadoğu’yu yeni bir tasarıma zorlayacağı söylenebilir. 25 yıllık bu anlaşma paketinde, Çin’in ekonomik büyümesi için gerekli olan enerjinin İran’dan temin etmesi öngörülüyor. Bu anlaşma iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin yanında, Çin’in İslam dünyasına, İran üzerinden yumuşak giriş yapma niyetini de göstermesi bakımından önemlidir. Bu anlaşma ile birlikte Çin, İran İslamı’nı bir model olarak inşa edip, Müslüman coğrafyaya bu örtü içinde girebileceğini değerlendirilebilir. Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya, İran üzerinden girmenin oldukça akıllıca olacağı açıktır. Afganistan’dan Ortadoğu’ya, Lübnan'a ve oradan da Yemen’e uzanan bir kuşakta, Çin’in ekonomik, siyasi ve askeri desteği sayesinde, İran’ın gücünü pekiştirmesi mümkün. İki ülke arasındaki bu anlaşma, kazan-kazan stratejisi doğrultusunda, hem bölgede hem de İslam dünyasında ABD egemenliğini zorlayacağı söylenebilir. Çin’in İran ile yapmayı öngördüğü anlaşmanın yanısıra, ABD’nin uydusu gibi hareket eden İsrail üzerindeki etkisiyle de bölgede ciddi ekonomik ağırlığa sahip olduğu görülüyor. Geçtiğimiz aylarda, Çin’in İsrail büyükelçisinin ölümü ile başlayan Çin-İsrail ilişkilerinin geleceği tartışmalarının, İsrail devlet aygıtı içindeki görüş farklıklarını da günden güne derinleştirdiği görülüyor. 

Bu anlaşmadan en fazla tedirgin olan ülke hiç kuşkusuz ABD’dir. ABD’de bu anlaşmanın nasıl algılandığı üzerinde durmak gerekir. CIA eski Çin Masası Analisti ve King Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Profesör Gail Helt, Çin ve İran arasındaki bu anlaşmanın küresel ve bölgesel jeopolitik mimariyi ne şekilde etkileyebileceği hususu ile ilgili şunları söylüyor: 

“Hem Çin hem de İran, bu anlaşmayı ABD'yi Ortadoğu'da sıkıştırmanın ilk adımı olarak görüyor ya da en azından ABD'nin çıkarlarını daha maliyetli hale getireceği söylenebilir. Örneğin, ABD’nin İran'a nükleer meselelerde baskı yapmasının ve kurallara uymaya zorlamasının bir anlamı kalmayacak. Çünkü Çin, bu yaptırımlara karşı çıkacak ve muhtemelen diğer devletleri de aynı şeyi yapmaya zorlayacaktır. Çin, Hong Kong'daki batı etkisini başarılı bir şekilde sınırladı (en azından ABD etkisi söz konusu olduğunda) ve Çin’in, ABD ve Batı’nın etkisini azaltmak için yaptığı girişimleri sürdürme konusunda daha fazla cesaret kazandığı görülüyor. İran, Çin ve Rusya, Orta Doğu'da bir ittifak kurarsa, sadece bölgede özgürlük ve insan hakları için olumsuz sonuçlar doğurmayacak; aynı zamanda ABD’nin de, bölgedeki gücünü korumak için yeni jeopolitik dizayn çalışmaları yapmak için çeşitli adımlar atacağını düşünüyorum. ABD, bu bağlamda Ortadoğu'daki insanlara ulaşmak, özgürlük arzusuna hitap etmek ve bu arayışta onları destekleme sözü verebilir. Bu iyi bir yol; ama süreç kötü yönetilirse bölgede mevcut olan çatışmalara ek olarak yeni çatışmaların doğmasına neden olabilir. Kısacası, Çin-İran anlaşmasının bölgeyi istikrarsız hale getirmesi muhtemeldir.”

Bu anlaşmanın ABD tarafından jeopolitik bir meydan okuma olarak görüldüğü Profesör Helt’in cümlelerinde görmek mümkün. ABD’nin bu anlaşmaya karşı hangi ülkelerle işbirliğini artırıp, Çin-İran etkisini durdurmaya yönelik girişimlerde bulunacağını söylemek zor. Ancak ABD’nin, bölgedeki egemenliğini tehdit eden Çin-İran ittifakına karşı mücadelede iki yol izlemesi muhtemeldir. Birincisi İran’a içeriden bir müdahale ile rejim değiştirmeye yönelik kapsamlı bir operasyon hazırlayacak veyahut bölgenin en önemli ülkesi olan Türkiye ile stratejik ortaklık düzleminde, Çin-İran etkisini kırmaya yönelik çeşitli girişimler başlatacaktır. Birinci seçeneğin bölgedeki istikrarsızlığı tetikleme ihtimali bulundurması nedeniyle daha riskli bir yol olduğu söylenebilir. Ancak ABD’nin Afganistan ve Irak işgalinin, Çin’in enerji kaynaklarına erişimini engellemek ve enerji arzını kontrole yönelik stratejisinin parçası olduğu, gelinen tabloda daha net bir şekilde anlaşılıyor. ABD ikinci yolu tercih ederse, bölgedeki yeni jeopolitik yapılanma Türkiye üzerinden şekillenir ve Türkiye, İran İslamı’nın etkisini nötralize etmek için Hilafeti, Çin’in jeopolitik yayılmasını etkilemek için ise Osmanlı Milletler Topluluğu’nu kurabilir. Orta büyüklükteki bir ülkenin tek başına böyle bir etkiyi elde etmesi oldukça zordur. Küresel rekabet bize böyle bir fırsatı verebilir. Ayasofya’nın statüsünün değiştirilmesini laiklik bağlamında değerlendirenler yanılıyor. Sembollerin yeniden kurgulanmasını bölgesel bir politika değişikliğinin ifadesi olarak okumak daha doğru olur.   Yakın gelecekte, Yemen’e Türk askerinin postalı değerse, Diyanet İşleri Başkanı’nın hutbedeki kılıcı Çin-İran ittifakına çekilmiş demektir.  Bütün bu süreç böyle okunamaz mı, siz ne dersiniz?

Not: Bu bir komplo teorisidir.

Talha Arslan

4 Büyüklerin Harcama Limiti ve Kâr-Zarar Verileri

Celal Arslan

Döviz  Neden Yükseliyor?

Erdal Şimşek

Cemil Bayık Değil, Agit Civyan Öldürüldü

Mehmet Hakan Kekeç

Tarihe Yanlış Sorular: Selçuklu, Osmanlı ve Türklük

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı