Çernobil Dizisi ve Nikola Tesla

13 Haziran 2019 Perşembe 11:07

"Yalanların bedeli nedir?
Gerçeklerle karıştıracak değiliz.
Yeterince yalan dinlersek gerçekleri anlayamayız
O zaman ne yapabiliriz? 
Gerçekleri bir kenara bırakıp kendimizi hikayelerle memnun etmekten başka ne kalır elimizde?"

   Son dönemlerde kuşkusuz hepimizde duyarlılık oluşturan, izleyenlerin izlemeyenlere öve öve bitiremediği, şimdilerde bölgedeki turizmi patlatan İngiliz-Amerikan yapımı Çernobil dizisinin namını duymayanınız yoktur. Nükleer reaktör, AZ-5 düğmesi, RMKB reaktör çekirdeği vs. gibi fizik terimleriyle uzaktan yakından alakası olmayanların bile ilgisini çekmeyi başaran bir dizi bu...
Çünkü gerçek... Bu mini dizi, takvimler 26 Nisan 1986'yı gösterdiğinde Ukrayna'nın Pripyat kentinde, sonun başlangıcını hazırlayan bir hatayı, etkileri günümüze dek süren Çernobil Nükleer Enerji Santrali faciasının hasarlarını, felakete tanık olanların söylemleriyle aktarıyor...

  Her hikayenin bir kahramanı ve bir korkağı vardır. Bu gerçek hikayenin korkusuz kahramanı, girişte yazdığım sözleri sarf eden, kabullenilmiş çaresizlik duygusunun içinde kıvranan ve bu duygunun ağırlığını birazdan tavana asacağı ipe iliştirip boynuna geçiren fizik profesörü Valery Legasov! Legasov, insanî duygulara sahip ve bunu bilimin 'soğukkanlılık' gibi belirleyici özellikleriyle karakterinde birleştiren, çelik gibi sinir sistemine sahip bir bilim adamı.

BU GEMİ BATMAZ, BU SANTRAL PATLAMAZ  

Profesör Legasov, nükleer reaktör santralinde güvenlik testi yapıldığı gün, patlamanın gerçekleştiği o kara gecede, uykusundan bir telefonla uyandırılıp olay yerine çağırılan fizikçi. Patlamasına asla ihtimal verilmeyen hatta olası bir terslikte ne yapılacağı konusunda bir A,B,C planına bile gerek duyulmayan (burada aklıma 'bu gemiyi Tanrı bile batıramaz' dedikleri Titanic geliyor) nükleer santralin, işgüzar ve yalaka bir yöneticinin hata ve ihmali ile gerçekleştiğini canı pahasına savunan kişi! Evet tek bir kişinin, birilerinin emriyle insanlığı, tabiatı, hayvanatı nasıl bir faciaya sürükleyebileceğini apaçık görebiliyoruz, birilerinin de mesleğine, doğrulara ve insanlığın geleceğine olan bağlılığını...Tıpkı elektrofizik uzmanı, mucit fizikçi Nikola Tesla gibi...

DİZİYE OLAN İLGİ FİZİĞE İLGİYİ DE ARTTIRDI

  Dünya bilim tarihine sayısız buluş kazandıran, kullandığımız telefonların, kumandaların, evlerimizdeki buzdolabı çamaşır/bulaşık makinesi gibi aletlerin çalışmasını sağlayan alternatif akımın babası, modern dönemin en önemli mucitlerinden Nikola Tesla'yı tanımayanımız yoktur. Elbette haddimi aşıp burada bilimsel ya da fiziksel konularda ahkam kesecek değilim, kaldı ki algım, bütün bu -bana göre- uzay üstü bilgiler yumağınının ancak hayatın olağan akışı içinde rastlayabildiğim yansıması kadar. Daha açık konuşmam gerekirse fizik bilgim fiziğin, elimde tuttuğum 100 gramlık kumanda ile ayaklarımı uzatıp izlediğim televizyon kanalını, rahatımı bozmadan değiştirebilme şansı verdiğini bilmekle sınırlı.

  Bu iki bilim insanının, bilim dünyasına olan tartışılamaz derecedeki katkılarını konuşmayı fizikçilere bırakıyor, işin daha insani, daha toplumsal ve elbette daha duygusal yanına, asıl değinmek istediğim konuya gelmek istiyorum. Onları zihnimde bir araya getiren şey, hayatları pahasına da olsa bulundukları çağın ve koşulların cezbedici ya da caydırıcı etkilerine karşı tahrik olmadan sadece ve sadece 'gerçeğin' ve 'doğrunun' yanında yer almış olmaları..

BİLİMDE HER YOL MÜBAH MI?

Bildiğiniz gibi Tesla, elektrik ampülünü icat eden İngiliz bilim adamı Edison ile bir süre birlikte çalıştı. Ancak ampülün babası, Tesla'nın alternatif akım projesiyle doğrudan akımı kıyasladı ve bir tartışmanın içinde sürüklenip gittiler. Tesla' ya göre doğru akım kullanmak sistem olarak yanlıştı. Alternatif akım kullanarak enerjinin tırnak içinde ekonomik iletimini sağlamak istedi. Tabi bu o dönemin kapitalist sistemine tersti. Elektriğin aracısız olarak insanların hizmetine sunulacak olması tabiri caizse para babalarının işine gelmedi ve tabi ki doğrudan akımın savunucusu Edison'un da…
Hatta Edison, alternatif akımın doğrudan akımdan tehlikeli olduğu yalanını yaymak için bir file canlı canlı elektrik vererek acılar içinde ölmesine sebep oldu.
 Anlayacağınız işin içine para, kibir, konfor ortamını terk edememe gibi can alıcı faktörler girince, bir hayvanın hiç uğruna canını almanız pek de umurunuzda olmuyor!
Bu acımasız ve çarkları menfaatle paralel dönen sisteme ne Tesla ayak uydurabildi ne de kahramanımız Profesör Legasov...

  Hayat bize bazen iki zor seçenek sunar, seçtiğimiz yol bizi biz yapan karakterimizi oluşturur hatta kaderimizi belirler. Bu karakter ve kader birlikteliği de bizi ya iyilerden yapar ya da kötülerden...
 Nikola Tesla, asla para kazanma hırsı olmadan kendini icatlarına projelerine ve insanlığa hizmete verdi. Hal böyle olunca dünya düzeninde pastanın büyük dilimini yiyenlere yaranamadı, zaten böyle bir amacı da yoktu. Eğer oyunu biraz kuralına göre oynayıp o hiç de hazetmediği para babalarıyla yarışsaydı muhtemelen 86 yaşında beş parasız ölmeyecekti. Profesör Legasov, günün sonunda gerçeği tüm insanlıktan saklayıp, mahkemede yalan beyan verseydi, gerçek bir kahraman asla olamayacak, nükleer sızıntı soluyup kansere yakalanmayacak, uğradığı tüm haksızlıklara, manevi cezalandırmalara dayanamayıp, kanlı mendilini masaya bırakarak kendini asmayacaktı. Sanırım dizide geçen ve her şeyi özetleyen şu cümleyi aklımıza mıh gibi kazıyıp, okullarda ders diye okutmalıyız:

"Gerçek rahatsız ettiğinde yalan üstüne yalan söyleriz.
Ta ki yalanın orada olduğunu hatırlayamayıncaya kadar.
Fakat hala oradadır.
Söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız.
Er ya da geç o borç ödenir."

Twitter: @semacaliskans

İnstagram: sema.caliskann

Semra Aydın Avşar

Dengede Anne Baba Olabilmek

Tuğçe Arıbaş

Madalyonun Öbür Yüzü Ortaya Çıktı

Dr. Ömer Aydın

Sayın İmran Khan, Gaz Vermeyin

Furkan Hasdemir

Önemli Olan Pistten Çıkmamak

Halit Emre Aydın

Herkese İnat, İyi Niyetini Kaybetme !

Alper Esen

DENAZİFİKASYON-DEFETÖFİKASYON;