Birleşik Arap Emirlikleri Tarihi Karanlık Noktalarla Dolu

Erdal Şimşek
06 Temmuz 2020 Pazartesi 13:26

“Gün gelecek, Avrupa’dan daha fazla aşırıcı ve İslamcı terörist çıktığını göreceğiz. Çünkü Batı dünyasında kararsızlık ve politik doğruculuk hâkim.”

Bu cümleler herhangi Nazist veya aşırı sağcı bir Avrupalı politikacıya ait değil. İslam’ı bu kadar karalayan bu sözler, Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’e ait.

Bugünkü yazımızda İslam coğrafyası içerisinde yer alan ve Müslüman olarak bilinen Birleşik Arap Emirlikleri kimdir, nedir diye kısaca bakalım.

Haritada toplu iğne ucu kadar yer kaplayan ancak, elindeki petrol gücü ile Ortadoğu ve bölgemizi dizayn etmeye çalışan ABD’nin Basra Körfez’deki en önemli istasyonu Birleşik Arap Emirliklerinden söz etmek istiyorum. Emirlik, 1820’de İngilizlerin desteği ile giriştiği isyanda başarılı olmuş ve resmen İngilizlerin himayesine girerek sözde bağımsız olmuştur.

Nüfus ve yüzölçümü bakımından İstanbul’un bir kenar mahallesi kadar olan bu küçücük ülke gücünü aşan şekilde müdahaleci bir politika benimsemekle hangi temel hedefleri güdüyor? Amaçlarına ulaşmak için hangi araçları ne şekilde kullanıyor? Başarı şansı var mı hep beraber bir göz atalım.

Dünya petrol rezervlerinin yüzde 10’una sahip ve petrol ihracatında dünya yedincisi olan BAE için Körfez’deki enerji kaynaklarının dışarıya güvenli arzı kritik bir mesele. Çünkü karşı kıyıdaki komşusu İran, Ağzını açmış dev bir ejderha gibi duruyor.

Dolayısıyla Asya-Avrupa arasındaki deniz ticaret yollarını ve enerji güzergâhlarını kontrol etmek istiyor. Yani ABD adına bölgede racon kesmek.

Bu amacına erişmek için Körfez’den başlayıp Kızıldeniz ve Akdeniz’e uzanan güzergâhtaki stratejik boğazlar, adalar ve ticaret yolları üzerinde limanlar, askeri üsler ve lojistik ikmal hatları kurarak ekonomik ve askeri olarak gücünü yaymaya, adeta bir "deniz imparatorluğu" kurmaya çalışıyor.

BAE'nin oyununu ne denli iddialı oynadığını anlamak için kontrol etmeye çalıştığı noktalara bir göz atmak yeterli:
Dubai’nin Cebel Ali limanından başlayarak Yemen’in Aden, Mokha, Mukalla ve eş-Şihr limanları, Sokotra ve Perim/Meyun adaları, Eritre’nin Assab limanı, Somali’nin Puntland ve Somaliland/Berbera bölgeleri, Kıbrıs’ta Limasol limanı, Libya’nın Bingazi bölgesine uzanıyor.

BAE’nin diğer hedefleri ise siyasi nitelikli. Gelecekte kendi rejimini de tehdit edebileceği korkusu ile Ortadoğu’daki tüm demokrasi hareketlerini Batı nezdinde paranın gücü ile şeytanlaştırıp terör listesine aldırıyor.

2013’ten bu yana bölgede değişimi savunan güçlere karşı askeri darbeden psikolojik harbe, siber savaştan tehdit ve şantaja, vekâlet savaşından doğrudan askeri müdahaleye kadar her yönteme başvuruyor. Muhammed Dahlan gibi Arap dünyasının en kirli ve karanlık adamları, veliaht prensin danışmanı sıfatıyla bu misyonlarda aktif bir şekilde kullanılıyor.

Vahabi milliyetçi rejimlerin en önemli alternatifine dönüşen Müslüman Kardeşler başta olmak üzere, siyasi iddiası olan İslami hareketlerin tamamını terör örgütleri kapsamına sokturarak onlarla içte ve dışta topyekûn mücadele etmek. İslam’a karşı Vahabiliği ve jakoben laikliği destekliyor.

BAE Arap ve İslam dünyasında artan Türkiye sevgisi ve etkinliğini kırmak için Siyonist İsrail ve ABD ile her türlü işbirliği yapıyor. Daha önce Filistin’de İsrail hesabına casusluk yapan ve Filistin’in birliğini yıkan Muhammed Dahlan’ın en büyük finansör ve destekçisi.

BAE, Başta Amerikan faşistleri olan Neoconlar olmak üzere Yahudi lobilerinin en büyük finansörlüğünü yapıyor. Trump rejiminden bu yana ABD’nin politikalarını uygulatmaya en hevesli aktör oldu. İsrail’in Arap dünyasıyla ilişkilerini güçlendirme noktasında hayati bir rol oynadı.

BAE, uzun yıllardır bekasını 2011’den itibaren Blackwater’ın kurucusu Erik Prince başta olmak üzere çeşitli yabancı özel güvenlik şirketleriyle korumaya çalışıyor. İlk kez 2014’te kendi vatandaşlarına zorunlu askerliği getirse de ordusu halen büyük ölçüde Asyalı, Afrikalı ve Latin Amerikalı paralı askerlerden oluşuyor.

Dünyada en çok silah ithal eden üçüncü ülke konumunda. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana neredeyse tüm Amerikan harekâtlarına muharip birlikler yolluyor ve bu sayede operasyonel tecrübe kazanıyor. Halen Yemen’den Libya’ya ve Suriye’ye kadar birçok alanda kontrgerilla faaliyetleri yürütüyor. Sivillere karşı katliamları gerçekleştiriyor.

İngiltere’yi ve ABD’yi Müslüman Kardeşler ve bu düşünce hareketinden etkilenen tüm hareketleri terör örgütleri listesine almaya zorlamak için milyar dolarlık yatırımlarla silah ve petrol anlaşmalarını baskı aracı olarak kullanıyor.
Türkiye ve Mısır’da karşı devrimleri finanse etti.

BAE, Batı’da birçok medya kuruluşunun, STK’nın, üniversitenin, düşünce kuruluşunun, akademik derginin finansörü veya bağışçısı olarak bilgi üretimini de doğrudan veya dolaylı olarak etkiliyor, zaman zaman yönlendiriyor. Ayrıca çok sayıda uydu kanalına ev sahipliği yaparak ve birçok medya kuruluşuna maddi kaynak sağlamaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD’de Türkiye aleyhinde en rijit tezler ve söylemler üreden Foundation For Defense of Democrasies (Demokrasileri Savunma Vakfı)nın en büyük finansörlüğünü yapıyor. Vakfın Başkan Yardımcısı Jonhatan Schanzer, BAE emir ailesi olan Nahyanların özel danışmanlığını yapıyor.

2014’ten beri Türkiye aleyhinde aktif propaganda yürüten Schanzer, Türkiye’nin NATO’dan atılmasını ve BAE’nin Katar’da giriştiği darbeyi önlemesinden dolayı, Türkiye’nin ABD tarafından askeri müdahale ile cezalandırılması gerektiğini her platformda dile getirdi.

BAE merkezli medyada dile getirdiği ve Türkiye’ye yönelik yaptığı karalamaları şu görüşler ise hiçbir şekilde kabul edilemez. Ama bu ve buna benzer Türkiye aleyhtarı bütün görüşlerin batılı merkezlerde yayılması için BAE 17 yıldır yüz milyonlarca dolar harcıyor. Bakın ne diyor:

“AKP’nin Müslüman Kardeşler’in bir fraksiyonu oluşu, bu anlamdaki eğilimleri açısından iyi bir ipucu veriyor. Daha da huzursuz edici bir durum ise, Türkiye Filistinli terör örgütü HAMAS’ın en büyük destekçisi halindedir ve bir çok örgüt liderinin Türkiye’den operasyon yürütmesine izin vermektedir. Türkiye istikrarlı bir şekilde uluslararası terör finansmanı standartlarına uymakta başarışız olmuş, kendi topraklarındaki el Kaide üyelerini bile terör listesine almayı başaramamıştır. Hatta el Kaide lideri EymEn el-Zewahiri’ye sadakat ahdeden Nusra cephesi gibi örgütlerin terör örgütleri olduğunu kabul etmekte bile isteksiz davranmıştır. Tehlikeli derecede gevşek olan Suriye-sınırı politikaları ise IŞİD’in yükselişine katkıda bulunmuştur. Terör sponsorluğu konusunda bir Dünya lideri olan İran’ın yasadışı nükleer programını engelleye çalışan tüm uluslararası çabalar karşısında, Türkiye İran’ın uluslararası yaptırımları delmesine yardımcı olmuştur.”

BAE’nin en büyük hatası, sınırları cetvelle çizilen Arap dikta rejimlerine yaptığı muameleyi Türkiye’ye karşı yapması. BAE’nin Türkiye’ye karşı bu düşmanca tutumu, bu ülke için geriye sayımın başlangıcı olacağı kuşkusuzdur.

Bugün dünyada Türkiye’nin en büyük düşmanı ve düşmanca faaliyet gösteren ülke BAE’dir. BAE, Türkiye karşıtı bütün tv kanallarını, STK’ları, think thank kuruluşlarını ve lobi faaliyetlerini finanse ediyor.

Son olarak Watiya üssünün yakınlarını savaş uçaklarına bombalatarak Türkiye’ye gözdağı verdi.

Bakalım Türkiye’nin BAE’ye cevabı nasıl olacak? Osmanlı Tokadı mı, Oğuz gazabımı BAE’nin suratına patlayacak?

Talha Arslan

4 Büyüklerin Harcama Limiti ve Kâr-Zarar Verileri

Celal Arslan

Döviz Neden Yükseliyor?

Erdal Şimşek

Cemil Bayık Değil, Agit Civyan Öldürüldü

Mehmet Hakan Kekeç

Tarihe Yanlış Sorular: Selçuklu, Osmanlı ve Türklük

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı