Bir Gaza Gelme Olayının İbretlik Anatomisi

Halit Emre Aydın
27 Temmuz 2020 Pazartesi 16:34

Son yazımızdan bu yana birçok enteresan ve önemli gelişme ardı ardına gelişti.

Benim için hepsinden önemlisi, 40 Yıllık İstanbullu bedenimle yüreğim elverip uğramadığım Ayasofya Camiinin gerçek hüviyetine kavuşmuş olması.

AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ-İ ŞERİFİ, Fatih Sultan Mehmed Hanın Vakfiye Senedindeki lanetin kalkmasına ve tüm İslam Alemi için hayırlara vesile olsun.

Ama yazımızın konusu ne Ayasofya’nın ibadete açılması, ne bazı gizli gavurların buna karşı çıkması, ne de Diyanet İşleri Başkanının Hutbeye kılıçla çıkmasına verilen saçma sapan tepkiler.

Bugün üzerine abanarak eğilmek istediğim konu son iki gündür sosyal medyayı meşgul eden bizim mahallenin bazı düz kafalarının hilafet meselesi üzerine yazdıkları.

Öncelikle bir meseleyi netleştirip esas söyleyeceklerime sonra geçmek istiyorum. Hilafet 1924’de ilga edilmemiş şahsi hükmü TBMM’ye devredilmiştir. Ham hayal peşinde koşanlar teorilerinin Hilafetin yeniden ihyası değil tüzel bir kişilikten gerçek bir kişiye geçmesi noktasından kurgulamalılar.

Peki bu tartışmayı açanları kitabın neresine koymak icap eder?

Birçok isimle adlandırılacak bu ahvali ben 90 yıllarda yaşanan birkaç olay üzerinden izah ederek takdiri size bırakmak niyetindeyim.

Tedbirli olmak korkaklık değildir ve içi, altı, fiziki manası oluşturulmamış ikonları şekilsel olarak zikrin faydası değil zararı vardır.

Rahmetli Erbakan Hoca iktidara geldiğinde bir çok faydalı ve her kesim tarafından takdir edilen icraatlara imza atarken iki olay yaşanmıştır ki, en sıkı muhibbilerine bile   yok artık dedirttirmiştir. Birinde Gül efendinin komplosuna kurban gittiği Libya ziyaretinde Kaddafi gözünün içine baka baka devletimize ve birliğimize hakaret etmiştir. İkincisinde ise yüzlerce yer dururken her biri başımızın tacı olan ulemaya Başbakanlık konutunda iftar verilerek bebeğin ölü doğmasına sebep olunmuştur.

Şimdi bugün yapılanda da her iki olayda rahmetli hocayı yanlış yönlendiren aklın izlerini görüyoruz.

Maksat üzüm yemekse güçlenen Türkiye zaten doğal olarak İslam alemine mihmandar olacaktır.

Lakin konu bağcıyı dövdürmek ise onu bilemeyiz tabi ki.

Ne mevcut müslümanların yoğun yaşadığı ülkelerin başlarındaki kuklaların, ne de "gavurların" ciddiye almayacağı bir kurumu tüzel bir kişilikten gerçek bir kişiye verme sevdasının anlamsızlığı sadece gaflet ile izah etmek zor.

11. Yüzyıldan beri eylemsel olarak, 16. Yüzyıldan itibaren ise hem eylemsel hem makam olarak sorumluluğunu taşıdığımız bu makamı böyle olur olmaz pelesenk etmenin de yüksek manasına zarar vermekten öte bir kifayeti olmaz.

Ayasofya bize ait olanın bize dönmesidir. Hilafet, halifelik makamı ise zaten TBMM’nin şahsında yaşamaktadır ve bizimdir.

Yüzyılın en büyük siyasi dehalarından olan, pragmatizmi ilkeler ile buluşturma noktasındaki başarısı herkesin özel incelemesi gereken örnek bir lidere hat ve yol çizmekte kimsenin haddi değildir.

Hep dediğim üzere İslam’ın altıncı şartı olan Haddi bilme meselesine riayet etse beşer ne gam kalır dünyada ne de keder.

Ben çok güçlüyüm demekle güçlü olunmaz, ben çok kaliteli mal satıyorum demek malın kalitesini arttırmaz. Esas olan zarf ile mazrufun ahengi ve tutarlılığıdır.

Talha Arslan

4 Büyüklerin Harcama Limiti ve Kâr-Zarar Verileri

Celal Arslan

Döviz Neden Yükseliyor?

Erdal Şimşek

Cemil Bayık Değil, Agit Civyan Öldürüldü

Mehmet Hakan Kekeç

Tarihe Yanlış Sorular: Selçuklu, Osmanlı ve Türklük

Ahmet Tezcan

Esrarengiz Fussilet Konağının 11 Nolu Odasında Bir Çocuk

Hasan Mesut Önder

MİT, 15 Temmuz Darbe Girişimini Nasıl Öne Aldırdı