Akdeniz ve Ege'de savaş Kapıda

Erdal Şimşek
07 Ağustos 2020 Cuma 17:39

Son 5 günde Türkiye merkezli Ortadoğu ve Akdeniz’de yaşanan olayları şöyle alt alta sıralayalım:

1- Yunanistan-Mısır Türkiye'nin Kıta Sahanlığını ihlal eden deniz yetki alanı anlaşması imzaladı.

2- ABD-PKK/PYD terör örgütü ile petrol anlaşması imzaladı.

3- ABD-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi askeri eğitim anlaşması imzaladı.

4- Fransa-GKRY ortak savunma anlaşması imzaladı.

5- Beyrut’ta Hizbullah terör örgütüne ait patlayıcı ve mühimmat deposu İsrail tarafından havaya uçuruldu. Beyrut, yerle bir oldu.

ABD’nin PKK/YPG terör örgütü ile meşkuk bir petrol şirketi üzerinden anlaşma imzalaması ile ilgili bir önceki yazımızda yorumumuzu yapmıştık. Ve ABD’nin bu anlaşma ile birlikte Fiilen ve resmen PKK Devleti kurduğuna dikkat çekmiştik.

Diğer yandan, eş zamanlı olarak Lübnan’daki Siyonist terör eylemi gerçekleşti ve bununla ilgili yorumları haberlerimizde verdik.

Bu gün uyandığımızda, Mısır ile Yunanistan’ın “Deniz Yetki Alanı” anlaşması yaptığını gördük.

Yunanistan ile Mısır, denizde komşu değiller. Peki neden böyle bir anlaşmayı tercih ettiler?

Türkiye, uzun zamandır Doğu Akdeniz’deki ekonomik ve siyasi haklarını canla başla koruyor. Başta Batı Avrupa olmak üzere bütün batılı ve doğulu güçlere boyun eğmeyerek haklarını korumaya çalışıyor ve koruyor da.

Türkiye’nin bu çabaları, tabii olarak emperyalist ülkelerin çıkarları ile bire bir çatışıyor. Bunların başında, yüzyıllardır Afrika’yı sömüren Fransa geliyor. Fransa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da görünmesinden çok rahatsız. Çünkü Türkiye, gittiği ülkelere sömürgeci değil eşit, paylaşımcı ticari ve siyasi ortaklıkları geliştiriyor. Bu da Fransa’nın sömürgesi olan Afrika ülkelerinde bağımsızlık yönünde uyanışa sebep oluyor.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki haklarını korumaya çalıştıkça hiçbir savaş kabiliyeti olmayan, hem ekonomik hem de askeri olarak Türkiye ile kıyas dahi edilmeyen kukla devletler ile darbeci kanlı diktatörler piyasaya sürülüyor.
Mısır’ın eli kanlı diktatörü Sisi, işgal ettiği koltukta oturabilmek için başta Nil Nehri olmak üzere kara ve deniz haklarını bir bir bedava dağıtıyor.

Kızıldeniz’in girişinde bulunan Tiran ve Safir adalarını Suudilere bıraktı. Etiyopya ile yaptığı anlaşmayla Nil nehrini bu ülkeye bıraktı.

Kıbrıs Rum yönetimi ile yaptığı anlaşmayla Akdeniz’deki deniz hakkından on binlerce kilometre karelik alanı Rumlara bıraktı.

Ve bu gün Türkiye, Libya’da oluşturulacak kukla diktatörlük projesini boşa çıkarınca diktatör Sisi’nin eteği tutuştu. Çünkü çok iyi biliyor ki eğer Libya özgürleşirse, Mısır halkı da özgürlük fitilini ateşleyecek.

Bu anlaşma hem uluslararası hukuka hem de normal insan aklına mantığına aykırıdır. Çünkü, Yunanistan ile Mısır arasında deniz sınırı yoktur. Dolayısıyla bu anlaşma Türkiye açısından kesinlikle yok hükmündedir. Yani ne bölgesel ne de uluslararası hukukta ve siyasi arenada hiçbir bağlayıcılığı yoktur.

Türkiye, yaptığı resmî açıklamada, bu anlaşmanın masada da sahada da yok hükmünde olduğunu ortaya koyacağını belirtti ve gereğini yaptı.

Bu satırları yazdığımız sırada Türkiye, bu anlaşmayı denizin dibine batıran bir Navtex yayımladı. Bununla da yetinmedi, Gölcük Donanması’nda bulunan bazı savaş gemilerini bölgeye yönlendirdi.

Bununla da yetinmedi, gemimiz yeniden daha önce belirlenen bölgede sismik araştırma çalışmaları başlattı.

Mısır ve Yunanistan kelimenin tam anlamı ile kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar. Çünkü her iki ülke de Birleşmiş Milletlere de bildirilen ve uluslararası statüye sahip olan Türk kıta sahanlığı içinde yer yer alan bölgeleri gasp etmeye çalışıyorlar.

Bu anlaşma Yunanistan için bir kazanç gibi gözükebilir ama Sisi, yine koltuğu için Mısır halkına çok büyük bir kazık atmıştır.

Mısır, Yunanistan'la bugün imzaladığı bu sözde anlaşma ile deniz yetki alanı kaybına uğramaktadır hem de daha önce Kıbrıs Rum Kesimi ile yaptığı anlaşmada kaybettiği alandan daha fazla alan kaybetti.

Bu anlaşma ile Yunanistan ve Mısır sadece Türkiye’nin değil, Libya’nın da haklarını gasp etmeye teşebbüs ediyor pervasızca.

Puzzleın bütün parçalarını bir araya getirdiğimizde ortaya şu manzara çıkıyor:
AB ve Batı, Mısır ile Yunanistan’ı üzerimize salıyorlar. Her iki ülke de yaptıkları bu anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu bal gibi biliyorlar. Ancak batmış ve bitmiş Yunanistan ile Diktatör Sisi, ayakta durabilmek için batılılar adına vekalet savaşı aparatı olmayı kabullenmişledir.

Türkiye ile değil gerçek hayatta, rüyasında bile karşılaşmayı göze alamayacak Yunanistan, olası bir sıcak temas halinde çok büyük kayıplar vereceği kuşkusuzdur. Türkiye’nin mevcut savunma sanayii araç ve gereçleri, tek bir uçak dahi kaldırmadan Atina’nın her noktasını patlatacak teknolojik güç ve imkana sahiptir. Ve bu sıcak temasta Yunanistan, Ege, Akdeniz ve Batı Trakya’da geçen yüzyılın başında işgal ettiği bir çok yeri kaybedecektir.

Türkiye’nin Müslüman Mısır halkından dolayı diktatör Sisi’ye tokat atacağını düşünmüyorum. Çünkü olası bir sıcak temasta ölecek olan Mısır askeri, yüz yıl önce Türkiye vatandaşıydı. Ve yüz binlerce Mısırlı hala Türkiye ile çok güçlü kan ve akrabalık bağı var. Türkiye bu hassas durumu göz önünde bulundurarak Mısır’la, Mısır Toprakları ve hava sahasında sıcak temasa gireceğini düşünmüyorum.

Ayrıca, Mısır halkının büyük çoğunluğu katil kukla diktatör Sisi’den kurtulmanın yollarına bakıyor. Ve onlar da Türkiye ile hiçbir zaman asla sıcak teması istemiyorlar, istemezler.

Aslına bakarsanız Türkiye, bir önceki Meis ve Girit civarındaki NAVTEX ilanından sonra Almanya’nın devreye girmesi ile Yunanistan’ın masada çözüm yanaşacağını düşünmesi yanlış bir tutumdu. Sismik araştırmaya ara verilmeyecek, Oruç Reis işini sürdürecekti.

Her ne kadar geri adım olmasa da bu bir taviz olarak görüldü Yunanistan cephesinde ve şımarıklıklarını zirveye çıkarma cesaretini kendinde buldu.

Merkel’in Nazi Almanyası, her zaman olduğu gibi bu konuda da Türkiye’yi aldatmıştır.

Batı’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın, Türkiye’yi uluslararası hukuğun dışına çekme tuzağına dikkat etmeli ve bu tuzağa düşmemeli.

Ancak şu gerçeği de unutmamalı. Söz konusu olan ekonomik çıkar. Ve insanlık tarihinin kayıt altına alındığı günden bu yana hiçbir ekonomik çatışma diplomasi ile çözülmemiştir. Tamamı silahla çözülmüştür. Türkiye, önünde sonunda Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için silaha başvurmak zorunda bırakılacaktır. Oysa şimdi hukuki zemin varken derhal silaha başvurmalıdır. Savaş gemilerini ve Batı Anadolu’daki ordusunu alarma geçirmeli. 1. Ordu Zırhlı Birliklerini ve İstihkam taburlarını ve Samur adlı seyyar köprüleri derhal Yunanistan sınırına yığmalıdır.

Birinci ordu bölgesi Yunanistan sınırında 24 saat aralıksız İHA/SİHA'lar uçurulmalı ve Yunanista'ın uykuları kabusa çevrilmeli. Bu şekilde bir planlama ve taktik hem istihbarat him de caydırıcılık açısından çok önemli.

Şımarık Yunanlılar ve Türkiye’nin çıkarlarına göz diken Batılı efendileri bu dilden anlar sadece…

Adem Kılıç

Tam Bağımsızlığa Evrilen Süreçte Son Viraj!

Tuğçe Arıbaş

La Casa de Papel'e Türk Oyuncu Damga Vuracak!

Hasan Birgül

Transatlantik İlişkilerin Tarihi ve Geleceği

Talha Arslan

Lider Fenerbahçe

Hasan Mesut Önder

Özel Operasyonlar ve Suikastlar

Erdal Şimşek

Siz Hiç Sevdiğinizi Toprağa Gömdünüz mü?