Son Dakika Coronavirüs Haberleri Korona Yaz 8119'a Gönder 10 ₺ Bağışta Bulun

Ah Ayasofya!

Dr. Ömer Aydın
15 Haziran 2020 Pazartesi 11:42

Ruhumun Bitmeyen Özlemi,

Babamın Ebedi Hasreti,

Ayasofya Camisi...

 

AYASOFYA’DA BİR CUMA NAMAZI

“Sünnet bitmişti. Sultan Fatih’in İslamiyete ebedi bir hatırası olan bu muazzam mabedin muhteşem kubbesi altında, derin ve haşyet dolu bir süküt vardı.Her tarafı sessiz bir ubudiyet istila etmişti.

Saf saf dizilen binlerce mümin sanki tek bir kalp,tek bir vucüd olmuşlar, ibadet ve tefekkür deryasına dalmışlar.

Üzerlerinde uzun senelerin getirdiği facialar zincirinden dolayı derin buruşukluklar meydana gelmiş, yalnız şu anda kırışıklıklarından tertemiz bir parıltı fışkıran alınlar, matemden mateme sokula sokula üzüntülü bir renge bürünmüş gözler secdeye doğru eğilmiş, dudaklar bütün kulluğu ile Rabbine bağlanmış ruhlar gibi titriyor.

Yürekler ise aynı duygu ile yalvarmak, merhamet dilemek affolunmak hissiyle dopdolu.

Arada sırada güçlü, son derece yürek yakıcı bir göğüsten elde olmayarak fırlayan “Allah Allah” sesleri mabetteki ulvi sessizliği, muhteşem kubbenin altında dalgalanıyordu.

Bu arada hatip yavaş yavaş minbere çıktı.Hutbeyi okumaya başladı.

Asırlar evvel yine böyle yüksekten ümmetine hitap eden bir sesin şefkati, düzenli olarak bu heybetli sessizliği yarıyor,vicdanları okşuyordu.

Bu eşsiz ses ile birbirini takiben söylenen cümleler bağışlanma yağmuruna şiddetle susamış ruhlara sonsuz bir şekilde tesir ediyor, eğilmiş başlar manevi bir çekicilikle kubbeye doğru kalkıyordu.

O anda hüzün ve melal serpen gözler artık ümit ve başarı şuleleriyle nurluydu.

O şefkat dolu yakıcı sesler devam etti.Herkes güneşin yakıcı, harareti altında susuzluktan kavrulmuş, beli bükülmüş iken birdenbire gelen ruh verici, hayat saçıcı bir rahmet yağmurunun tesiri ile yeniden yeşilliğini , dinçliğini bulmuş bir nebat gibi büyümek ,kuvvelenmek için vücutlarında gömülü yeni bir hazine, yeni bir kaynak bulmuştu.

Rahat ve huzur içinde dinliyorlardı.Sıra duaya gelmişti.

“Hadimul Harameyniş Şerifeyn” cümlesi okundu.Bu söz cemaati tam dört asır öncesine götürdü.

Evet, yine bir Cuma namazında, Osmanlılara kapılarını hiç güçlük göstermeden açan Halep şehrinin büyük camiinde kılınan ilk Cuma namazındaydı.Etrafa avf ve rahmet nurları saçan hatip buraya gelmiş ve bu duayı oraların eski sahibi olan Mısır Kölemenleri’nin adeti üzere “Malikül Harameyniş Şerifeyn” tarzında okumuştu.

Camide cemaat arasında,ordusu ile diz dize hutbeyi dinleyen Padişah “Hayır” demişti, “Malikül Harameyniş Şerifeyn bizaat Cenab-ı Haktır. Harameyniş Şerifeyn’in ben ancak hizmetçisiyim.”

Böylece ilk defa olarak “Hadimul Harameyniş Şerifeyn” şeklinde okutmuş ve o zaman koca cihangir secdeye kapanmış, gözlerinden yaşlar akarak Allah’a şükretmişti.

Bu ulvi ve mukaddes hatıranın tesiri ile cemaat elde olmaksızın gözlerinden dökülen yaşlar arasında O’nun, o eşsiz büyük ceddin ağlayan hayalini gördü.

Bir millete Harem-i Şerif’i, Hılafeti miras olarak bırakan bu benzersiz dahiyi bütün mevcudiyetleriyle selamladılar.

Osmanlı Milleti’nin ebedi teşekkürlerinden üzerlerine düşenini Osmanlı ve müslüman oldukları cihetle büyük bir tazimle O’na, Yavuz Sultan Selim’e yolladılar.

Evet, bu büyük padişah, sekiz senelik saltanatı içine dört asırlık bir hayatı, bir milletin İstikbalini teminat altına alan Mısır ve İran Fatihi 1. Sultan Selim’di.

Artık onun torunları 7 düvele karşı savaşıyor.İslamın hizmetkarı olduklarını bütün aleme ispata çalışıyorlardı.

Ayasofya’nın kubbesi altında yaşlı cemaat secdeye, genç cengaverler ise cepheye koşuyorlardı.”

89 yıllık hasretten sonra milli ve yerli iktidar, milletinin özlemini ve hislerini dikkate alıp, vakfiyesine uygun olarak, 

BİR CUMA GÜNÜ AYASOFYA’NIN  CAMİ  OLARAK İBADETE AÇILMASINA KARAR VERMİŞTİ.

Vatanın dört bir yanından aşkla özlemle koşarak gelenler Eminönü’nden Beyazıt’a kadar caddeleri, meydanları doldurmuşlardı.

Cuma ezanı okunurken genç,  yaşlı milyonlarca mümin gözyaşları yanaklarını ıslatırken şükür secdesine kapanıyordu. 

89 yıllık dinmeyen sızımız, bitmeyen hasretimiz AYASOFYA.

Ayasofya üzerine binlerce yazı, kitap, şiir yazıldı, ağıtlar  yakıldı.

Yukarıdaki duygusal hasret dolu yazı, milli ve manevi değerlerimizin yılmaz muhafızı, ömrünü gerçeğin peşinde koşarak geçiren Sadık Albayrak Ağabeyim tarafından en az 40 yıl önce yazıldı.

 

Son paragrafı Üstadımızın iznine  sığınarak ben ekledim.

Çok yakın bir zamanda bunun gerçekleşeceğine yürekten inanıyorum.

Papazlar, metropolitler yakalarında Bizans armasını taşır, yedisinden yetmişine kadar her Yunanlı, müstakbel Bizans hülyaları ile yaşar, Megalo İdea peşinde Helenizm imparatorluğunun hortlayacağı günleri düşünürler. Hedeflerinin Ayasofya’dan geçeceğine inanırlar. 

Ayasofya Cami hakkında Yunanistan'ın dayatmaları, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayımladığı raporlar, hem inancımıza hakaret, hem de milli egemenlik haklarımıza terbiyesizce saldırıdır. 

Ayasofya Camisi’nin tasarruf hakkı sadece Türkiye’ye aittir. 

Ayasofya Camisi, bir an önce  Müslüman gönüllerle buluşmalı, kapısı ibadete mutlaka açılmalıdır.

Mesele câmiye olan ihtiyacımızın yeterliği veya yetmezliği değildir.

Ayasofya Camisi’nin tekrar İslâm ibadetine açılması, evrensel insan haklarının, hukukun, din ve vicdan hürriyetinin, demokrasinin, millî iradeye, millî kimliğe, tarihimize ve kültürümüze saygının gereğidir.

Ayasofya Camisi milli ve islami egemenliğimizin sembolüdür.

Ayasofya Camisi hürriyetimizin, haysiyetimizin sembolüdür. 

Bugünkü durumumuzla ne tam hür sayılırız, ne de haysiyetli Müslümanlar olabiliriz.

Ayasofya Camisi büyük bir milli dâvâdır. 

Ayasofya Camisi milletimizin haysiyet ve şerefi davasıdır.

Duyar mısınız Ayasofya Camisi’nin inlemelerini, karanlık dehlizlerde tek başına gece gündüz yaktığı ağıtları? 

Arada sırada boğuk çığlığı da gelir Ayasofya Camisi’nin.

Bu çığlık yığılır kalır bilincimizde, sorumluluğumuzun üzerinde.

Ağlayan Ayasofya Camisi değil, Ayasofya Camisi’nin şahsında Türk Milletidir.

 

Ayasofya! Ey muhteşem mabet! Merak etme. 

Fatih’in torunları yakında bütün putları devirip, seni camiye çevirecekler. 

Gözyaşlarıyla abdest alarak secdelere kapanacaklar.

Tekbir sedaları öksüz kubbelerini yeniden dolduracak. 

Sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen tekbir sesleri fezayı inletecek.

Ezanlar özgürlüğünün ilanını, ozanlar destanını yazacaklar. 

Şerefelerin yine Allah’ın ve Peygamberimiz’in şerefine ışıl ışıl yanacak.

Bütün Dünya Fatih dirildi sanacak. 

Bu olacak Ayasofya, bu olacak. 

Yakındır İkinci fethin, 

Yeniden dirilişin.

 

FATİH’İN VASİYETİ

"Eğer bu hayır müesseseleri yıkılacak olursa, ikinci defa, üçüncü defa ila ahir yeniden inşa oluna… Bütün bu şerh ve ta'yin eylediğim şeyler, tesbit edilen şekilde ve vakfiyede yazılı haliyle VAKIF olmuştur; şartları değiştirilemez; kanunları tağyir edilemez; asılları maksatları dışında bir başka hale çevrilemez; tesbit edilen kuralları ve kaideleri eksiltilemez; vakfa herhangi bir şekilde müdahale Allâh'ın diğer haramları gibi haramdır.

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer'-i şerife aykırı olarak vakıfda tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeri'a-ta ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey taleb ederse, kısaca bâtıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur. Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allâh her şeyi işitir ve her şeyi bilir."

1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya "57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi" adına tapuludur.

KADİR MISIROĞLU 

 

Milletimizdeki İslamlaşma şuuru belirli bir seviyeye gelince Ayasofya tâbîi olarak açılır. Bugün o kıvamda değiliz. Ama yakınız. Çok sürmez açılır.

Sembolik olarak Ayasofya, 1960’lı yıllarda açıldı. Ayasofya’nın Topkapı Sarayı tarafından bir giriş kapısı vardır. Orada papazların bir toplantı salonu vardı. Orası bugün mescid olarak kullanılıyor. Cuma dâhil beş vakit namaz kılınıyor. Bu mescidi Süleyman Demirel yaptırmıştı. Ama bu mescid esas kubbenin olduğu kısımda değil tabi ki.  Tahmin ederim çok gecikmeden o da Tayyip Bey’e nasip olur. Esas ana kubbenin altında da bir namaz kılınır.

Ayasofya’nın açılması yakın bir gelecekte olacak. Çünkü mevsim İslâm’a doğru gidiş mevsimidir. Bu gidişin bir safhası da Ayasofya olacak.  Ayasofya ile ilgili daha bir sürü gelişme olacak ve mevsim, İslam’ın galebesine doğru gidilme mevsimi olacak. 

MEHMET ŞEVKET EYGİ

Ah Ayasofya, Ayasofya! 

1919 ile 1922 yılı arasında İstanbul’u işgal eden yabancı düşman kuvvetleri bile Ayasofya’da ezan okunmasını, namaz kılınmasını yasaklamamışlardı.

Onlar Ezan-ı Muhammedî okunmasını yasakladılar, uzun yıllar boyunca minarelerden Tanrı Uludur diye bağırttılar. Onlar ezan düşmanıydı.

Hakiki ezan okuyan Müslümanları tutukladılar, o masum vatandaşlara cani muamelesi yaptılar.

Bütün İslam medreselerini kapattılar.

Bütün Tasavvuf tarikatlarını ve tekkelerini kapattılar. Zikrullah yapmayı ağır suç saydılar. Zikr yaparken yakalanan Müslümanlara gâvurun yapmadığı kötülükleri yaptılar.

Onlar Şapka Kanunu’ndan önce yayınlanmış “Frenk Mukallitliği” risalesi yüzünden ulemadan İskilipli Atıf Efendiyi vahşice, acımasızca, düşmanca idam ettiler. Cesedini yıkamadılar, kefenlemediler, namazını kılmadılar, Asri Mezarlıkta bir çukura attılar.

Onlar şapka meselesi yüzünden çok cana kıydılar, çok ocak söndürdüler, çok aileleri perişan, nice kadınları dul, nice çocukları yetim bıraktılar.

Bediüzzaman hazretlerini sürdüler, zindana attılar, ağır baskılar yaptılar

Onlar, din ve ümmet için hizmet eden merhum Silistreli Süleyman Efendiye büyük zulümler, baskılar yaptılar.

Onlar; Din, İman, Kur’an hizmeti yapan Bediüzzaman hazretlerini sürdüler, kimi zaman zindana attılar, ağır baskılar yaptılar.

Onlar, Şeyh Abdülhakim hazretlerini Ankara’ya sürdüler, bin sıkıntı içinde yaşattılar.

Ayasofya’yı açamayan Müslüman politikacılar kimden korkuyorlar?

M. Kemal Paşa’dan mı? O 1939’de öldü, dünyasını değiştirdi, artık bir şey yapamaz ki…

Ayasofya müze yapıldığında itiraz eden, protesto eden çıksaydı, İstiklal Mahkemeleri kurulur ve protesto edenler idam edilirdi. Şimdi memlekette öyle bir hava ve rejim yok. 

ABD’den mi, AB’den mi, Papa’dan mı, Masonlardan mı, egemen azınlıklardan mı korkuyorlar?

Müslümanların önce ve sonra Allah’tan korkmaları gerekmez mi?

Ayasofya’yı müze olarak büyük sayıda turist geziyormuş. Cami yapılsa yine gezebilirler. Şu anda Sultanahmet camiini gezen turist sayısı Ayasofya’yı gezenden daha fazladır.

Doğrusu merak ediyorum: 

Ayasofya niçin açılmıyor? Bunu kim açtırmıyor? Kim açmıyor? 

Fatihin vakfiyesidir, cami olması gerekir. Sen hâlâ müze kalmasında ısrar edersen elbette başın beladan kurtulmaz. Çünkü vakfiyede çok ağır şartlar var.
Atina’da bunca Müslüman yaşıyor ama orada cami yok. Türkiyede çok az tek kimlikli Hıristiyan var, bir sürü yeni kilise yapıldı, eskileri restore edildi. Ayasofya ise hâlâ inatla ısrarla müze statüsünde tutuluyor.

Bugünkü halimizle, sittîn (altmış) sene "Ayasofya açılsın, Ayasofya açılsın..." diye bağırsak, hiçbir faidesi olmaz. Ayasofya lâfla açılmaz, Ayasofya kendi kendine açılmaz, Ayasofya durup dururken açılmaz...

Ayasofya, hürriyet gibidir. Hürriyet verilmez, alınır...

Elli seneden beri, "Ayasofya açılsın..." diye bağırıyoruz. Arpa boyu yol gidebildik mi Bendeniz 1960 lı yıllarda sadece bir nüsha yayınlanan "AYASOFYA" adında bir de gazete çıkartmıştım.

 Ayasofya’nın mihrabına geçecek imamın en az 5 dil bilmesi gerekir… Fuzulî divânını okuyup, anlayabilecek, metin şerhi yapabilecek, bu kıraatten haz ve zevk alabilecek derecede Türkçeye aşina olacak…Arapçayı ilmî kitap yazabilecek derecede bilecek… İran’a gittiğinde kürsüye çıkıp nefis, beliğ, selis bir Farsça ile irticalen konuşacak... İngilizcesi çok güçlü olacak.. Halide Edip gibi İngilizce kitaplar yazacak… Ayasofya’nın mihrabına geçecek imamın Bizans Grekçesine de âşina olması gerekmez mi? İslâm ülkelerinin birindeki ciddi bir üniversitede şer’i ilimler tahsil etmiş olacak… Ayrıca, mesela Heidelberg Üniversitesi’nde felsefe okumuş olacak...Bununla da bitmez, İslâmî geleneksel güzel sanatların birinde üstad olacak… Daha bitmedi. Tasavvuf neşesine sahip olacak... Hem tarikat-i Aliye-i Kadiriye’den hem de Mevleviye’den icâzet ve hilâfeti olacak.

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Gençler! 

Bugün mü, yarın mı, bilemem!

Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk'ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Ayasofya açılacak... Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek...

Ayasofya açılacak!... Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak...

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak...

Ayasofya'yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak...

Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın... Sel yakındır.

MURAT BARDAKÇI

“Ayasofya, İstanbul’un fethinin en mühim sembollerinden biridir.

Üstelik Kılıç Hakkı’dır.

Yani, bizde fetih sırasında yürürlükte bulunan İslam Hukuku’nun fethedilen şehrin fatihlerine camiye çevirme hakkı verdiği en büyük ibadethanedir ve beş yüz seneye yakın cami olarak kullanılmıştır!”

Ezcümle: Ayasofya Camii, bizlere Fatih Sultan Mehmet’in vasiyeti ve de emanetidir.

Bugün müze olarak kullanılan ve sabah ezanı okunduğunda Yunanistan’ın kıyametler koparttığı Ayasofya, 20. yüzyılın başında, özellikle de Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlûp olarak ayrılmamız üzerine uğradığımız işgal sırasında da sıkıntılara sebep olmuş, devlet gayrımüslimlerin mâbede girip de hiç olmayan birşeyler yapmalarını önlemek için büyük çaba göstermişti.

Arşivlerdeki belgeler, Osmanlı vatandaşı olmayan gayrımüslimlerin yanısıra Rumlar ile Ermeniler’in, özellikle de yabancı pasaport taşıyanlarının toplu halde Ayasofya’ya girmeye uğraştıklarını ve İçişleri Bakanlığı’nın camideki emniyet kuvvetlerine sık sık “Sakın içeriye girmesinler” diye talimat gönderdiğini gösteriyor.

Ayasofya konusunda ne zaman bir tartışma çıksa ve “İbadete açılmalı” denecek olsa bir kesimden hiç değişmeyen, birbirini aynı ve tuhaf tepkilerin gelmesi bilmem dikkatinizi çekti mi? Nakarat asla değişmez; “Ayasofya cami olamaaaaaz, olmamalııııı!” diye haykırılır! 

Sebep, Ayasofya’nın “insanlığın ortak malı” olmasıdır ve bu yüzden de müze olarak kalması gerekir! Ruyâ âleminde kulaç atan bazı aklıevveller ise daha da ileriye gider ve “Hem kilise, hem cami olsun” derler… “Haftanın belli günlerinde namaz kılınsın, diğer günlerde de âyin yapılsın ama cami olması, sadece namaz kılınmasın!”

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması fikrinin bazı zevâtı böylesine rahatsız etmesinin ve işi neredeyse namus meselesi haline getirmelerinin sebebini bir türlü anlamıyorum!

İslâm hukuku bugün artık geçerli olmadığı için “kılıç hakkı” da geçerli değilmiş, böyle mekânlar ortak inanç değerleri imiş, Ayasofya’nın ibadete açılmasını isteyenlerin işgal altındaki bölgelerdeki ibadethanelere, meselâ Mescid-i Aksa’ya saygı gösterilmesi konusunda itiraz hakları yokmuş!

 “Kılıç hakkı” İslâm hukukunun bir kavramıdır, gayrımüslimlerin yaşadığı ve savaşılarak ele geçirilen topraklarda fetihten sonra hukukun izin verdiği bazı tasarruflardır ve bu tasarrufların başında, o beldenin en büyük ibadethanesinin olarak camiye çevrilmesi gelir… İbadethanelerin adedi fazla olduğu takdirde en büyüğünün yanısıra birkaçı daha cami yapılabilir ama o belde savaş ile değil de karşı tarafın “aman istemesi”, yani teslim olması ile ve kılıç çekilmeden, yani kan dökülmeden alındı ise kılıç hakkı tatbik edilmez.

AYASOFYA BENİM KIZILELMAM

15 yılı aşkın süredir Ayasofya Camisi'nde namaz kılınması için hukuk mücadelesi veren Çevreye Hizmet Derneği Başkanı İsmail Kandemir'in, bu doğrultuda Danıştay'a açtığı dava ise 2 Temmuz'da görülecek. Kandemir, "Ayasofya'nın kendi özüne dönerek yeniden namaz kılınan bir camiye dönüşmesi en büyük arzum. Bu uğurda yıllardır mücadele veriyorum" dedi.

Bursalı İsmail Kandemir, “Ayasofya benim Kızılelmam. Gençlik yıllarımda gidip gizli gizli namaz kılardım. Artık 75 yaşındayım. Şimdi sıhhat meselesi, eskisi kadar ziyaret edemiyorum ama şu an birisi haydi kalk seni Ayasofya’ya götüreyim dese, abdestimi alır yola düşerim. Bir anne çocuğunun yüzüne bakarken ne hissederse, hissettikleri nasıl tarifsizse, Ayasofya konusunda benim hislerim de tarifsiz, bunu anlatamam” dedi. Tek gayesinin ‘değerlerine sahip çıkmak’ olduğunu belirten Kandemir, milliyetçi bir Türk vatandaşı için Ayasofya’da namaz kılmanın ulaşılabilir  bir ideal olduğunu  söyledi.

İstanbul Fatih'teki Kariye Camisi, Rumeli Hisarı, İlyas Bey Camisi, Trabzon'daki Ayasofya ve İznik'teki Ayasofya'nın cami vasfına dönüştürülmesi için yıllardır hukuk mücadelesi yürüten emekli Matematik Öğretmeni İsmail Kandemir'in çabaları sonuç verdi. Cami vasfına geri döndürülen yapılardan namaz vakitlerinde ezan sesleri yükselmeye başladı.

Twitter: @dromeraydin

Ahmet Tezcan

Hacegan Efendilerimize Ellerinden Öperek

Erdal Şimşek

Oyun Teorisi

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın

Biyo-Beyin Mühendisliği ve Nano-Nöro-Mühendislik!

Halit Emre Aydın

Baba, Oğul, Dede

Dr. Ömer Aydın

Ah Ayasofya!