26 Ağustos 2019
  • Istanbul 25°
  • Ankara 19.44°
  • Izmir 26°
İmsak 04:45
Güneş 06:17
Öğle 13:11
İkindi 16:55
Akşam 19:55
Yatsı 21:21
BIST97.149
Dolar5,8179
Euro6,4883
Altın288,52

500 Kişiyle Görüştüm, Neden İşsiziz? İş Hayatındaki Problemler Neler?

Furkan Hasdemir
26 Haziran 2019 Çarşamba 11:48

Yaklaşık 7 yıldır medya sektörünün içerisindeyim.

Bu süre zarfında çeşitli yöneticilik görevleri yürüttüm ve özellikle son 3 yıldaki yöneticilik görevimde, 500’ün üzerinde insanla, ‘içerik, video editörlüğü, sosyal medya uzmanlığı pozisyonlarında iş görüşmeleri gerçekleştirdim.

YENİ MEZUNLARA TAVSİYELER

Sizinle biraz; aynı zamanda bir ‘doğal sosyal deney’ olarak gördüğüm bu iş görüşmeleri ekseninde, iş hayatıyla ilgili konuşmak istiyorum.

Bununla birlikte genç işsiz arkadaşlarıma da naçizane tavsiyeler vermeyi amaçlıyorum…

TÜİK’in son verilerine göre, işsizlik oranı 14,7 iken, benim daha çok dikkatimi çeken genç işsiz oranı; 6,8 puanlık artış ile %26,7…

Yakın zamanda yaşadığımız seçim sonuçlarını etkileyen bu veriler sadece birer sayılardan ibaret.

Peki sayıların ötesinde ‘iş’in aslı ne?

Meselenin hakkını verebilmek adına hem işveren cephesinden, hem de çalışan penceresinden iş hayatını irdeleyelim.

İŞVEREN DİYOR Kİ: İŞ VAR, NİTELİKLİ ELEMAN YOK

Diğer sektörleri bilemem, ama medya sektöründe işverenler ya da yöneticiler, nitelikli kalifiye eleman bulma noktasında sıkıntı yaşadığını belirtiyorlar. Gençler, maalesef bu konuda haklılar…

Büyük bir dijital dönüşümün tam da göbeğindeyiz. İleşitim araçları değiştikçe-geliştikçe, mesleğin içerisine giren dinamikler, hedefler, beklentiler de değişiyor, değişecek.

MEDYA SEKTÖRÜ GOOGLE VE ZUCKERBERG'E 'EMRET KOMUTANIM' DEMEK ZORUNDA

Şu an medya - iletişim sektörü (diğer sektörler için de geçerli) tamamen Google SEO, Facebook, Twitter, İnstagram, YouTube beşlisinden oluşan algoritma diktatörlüğünün birer askeri ve yaşamak için kurallara uyup Google'a ve Zuckerberg'e 'Emret Komutanım' demek zorunda...  

DİJİTAL MEDYA NASIL PARA KAZANIR?

Dijital reklamcılıkta, şirketler Adwors reklamları dışında sitelere reklam verirken, onların trafiklerine bakar, kitlesine bakar, imajına bakar, trafiklerine bakar, trafiklerine bakar… Yani ajanslar için en önemli nokta web sitesinin trafiği:)

Tabi bir de kitle-uyum noktası.

Aynı şey Google Adsense ve Facebook İnstant Article gibi reklam ağlarından kazanmak için de geçerli.

Bu gerçeklikle yüzleşen siteler, reklam geliri elde edebilmek için bu dört küresel iletişim diktatörünün algoritmasına itaat etmek, kurallarına uymak zorundadır.

SENİ ŞÖYLE ÜNLÜLERİN İNSTAGRAM PAYLAŞIMLARI BÖLÜMÜNE ALALIM

Yaptığım görüşmelerde İletişim mezunu arkadaşlar arasında, derin araştırmalı makaleler, haberler yazmak isteyen, 'gazetecilik ideallerim var, onları gerçekleştirmek istiyorum' düşüncesi taşıyan bir profil de var. 

Haber portallarıysa, 'tamam onu da yaparsın ama önce gel 'ünlülerin İnstagram paylaşımlarını' yaparak başla' diyor. Çünkü trafik... TV'deki reytingin dijital adı...

Türkiye'de kullanıcılar, ünlülerin hayatını, S-400'den daha çok merak ediyor.

Mesleki deneyim onlar için bu sert gerçeklikle başlıyor.

O yüzden medya sektörü dönüşümünü ve eleman istihdamını buna göre yapmak zorunda.

Benim başlıkta da belirttiğim, ‘500 kişiyle yaptığım iş görüşmeleri’nde yeni mezun gençlerin büyük kısmı bu realiteden bihaber.

GOOGLE SEO BİLİYOR MUSUN DİYE SORDUĞUMDA ALDIĞIM VAHİM TEPKİ

 İletişim fakültesini bitirip de Google SEO biliyor musun? Diye sorduğumda bu dünyanın değil de sanki uzaylıların bir literatüründen bahsediyormuşum gibi bana bön bön bakan çok kişi oldu.

Bu tabi maalesef fakültelerin, mesleki gerçeklerden uzak eğitim düzeyini maalesef gözler önüne seriyor.

Yine sorduğum sorulardan biri Adobe programlarını biliyor musun? Şeklindeydi. Burada da çoğu kişi en azından Photoshop’un, Premier’in ne olduğunu bilse de bu konuda ‘başlangıç seviyesindeyim’ demekle yetindiğini gördüm.

Oysa yeni medya dilinde, görsel iletişim çağında, insanlar metin okumaktan ziyade, o metinde verilen mesajı süslü görseller ya da hareketli videolarla görmek istiyorlar.

Kullanıcı alışkanlığı bu şekilde. Dolayısıyla iletişim şirketleri de bu konuda kendini geliştirmiş eleman profiline yöneliyor.

MAAŞA DEĞİL ÖĞRENMEYE ODAKLANIRSANIZ, İSTEDİĞİNİZ MAAŞ KENDİLİĞİNDEN GELECEKTİR

Yaptığım bir çok görüşmede, benim genç mezun kardeşim, göğsünü kabartarak, ‘ben falanca üniversitesinden mezunum’ diyor ve bunu demenin yeterli olacağını sanıp maaş beklentisini sorduğumda ‘ben şu rakamın altına çalışmam’ diyor.

Tabiki maaş beklentisinin çeşitli nedenleri olabilir ama bir iş yeriyle ‘maaş pazarlığı’ yapabilmeniz için, -ev geçindirmek gibi ‘kişisel neden’leri bu bahsin dışında tutuyorum.- işverenin ihtiyacını karşılayabilme noktasında onu ikna etmeniz gerekir.

DİJİTAL KAVRAMLARI ÇOK İYİ BİLMELİSİNİZ

İletişim fakültesi mezunları için konuşuyorum; Sadece haber yazmak değil; Google SEO, Google Analytics, Facebook, Twitter, İnstagram, bunların sponsorlu reklam yönetimleri ve Adobe programlarını sadece teorik de değil uygulamada da iyi bilmeniz gerekiyor. O zaman kapıların size nasıl açıldığını göreceksiniz…

KENDİ WEB SİTENİZİ VE SOSYAL MEDYA AĞINIZI KURUN

‘Ama hiçbir yerde çalışmadan nasıl pratik eğitimim olacak?’ sorusu konusunda da yardımcı olayım. Bu işin güzel kısmı bireysel olarak da yapabilmenizdir.

 Okul çağındayken internetten para kazanma yöntemlerini öğrenin.

 Bir Google Adsense hesabı alın, sitenizi açın, sosyal medyada sitenizi büyütün, maddi anlamda hiçbir kazanç elde edemeseniz bile, hayat size gidiş yolundan puan verecektir.

Bu deneyimleriniz, dijital dönüşüm yaşayan medya sektöründe size sağlam bir yer kazandıracaktır.

Bu bahsi burada kapatıyorum, işverenin diğer sorunları ve yeni mezunlara vereceğim diğer tavsiyelerimi başka yazılara saklıyorum.

İKİNCİ FASIL

ELEMAN DİYOR Kİ: VİZYON YOK, EGO VAR, TORPİL VAR, SÖMÜRÜ VAR

Meseleye tam tersi açıdan bakacak olursak; 'Tamam kardeşim, biz senin bu dediğin şeyleri yapıyoruz işimize de özveri gösteriyoruz ama…' Diyen insanların o ‘ama’sına da 3-4 maddede değinmek istiyorum.

VİZYONSUZ VE TEKNOLOJİDEN KORKAN YÖNETİCİ PROFİLİ

Günümüzde orta sınıfın ‘kurtuluş’ basamağı olarak gördüğü bir büyülü tanımlama var; ‘kurumsal şirket’…

 İş arayanlar, onların anneleri babaları hep şu cümleyi kuruyor; ‘kurumsal şirkette çalış yavrum, kurumsal şirket iyidir’.

Genel algıda böyle bir ayrım var; ‘kurumsal şirket’, ‘küçük şirket’.

Neye göre kurumsal, neye göre küçük?

Vatandaş daha çok, ‘hak talebinde kolaylık, daha çok izin ve tatil, cumartesi – Pazar çalışmama, personele verilen değer’ gibi başlıkları düşünerek bu ayrımı yapıyor. Bir noktada haklılar, ancak burada şu soruyu soralım;

Madem bu kadar masalsı ve büyülü; ‘kurumsal’ diye adlandırılan şirketlerde çalışanlar, neden bir süre sonra sıkılıyorlar, ‘yıprandım’ diyorlar ve kaçıp güneye yerleşmek istiyorlar?

Çünkü vizyon eksikliği var… Ego ve rekabet var… Ve bolca torpil var…

Şirketlerdeki yönetici profilleri arasında maalesef ciddi oranda, dayısının, amcasının, arkadaşının torpiliyle ya da kişisel mücadeleler ve ayak oyunlarıyla gelen hırs dolu yöneticiler mevcut.

BİLİYORMUŞ GİBİ YAPAN YÖNETİCİ PROFİLİ EN KÖTÜSÜ

Mesleğe olan tutkusunu ön plana çıkarıp egosunu arka cebine koyan, herkesten fikir alan, kıyısından dahi olsa ‘Steve Jobs’ ruhunu taşıyan, yeniliğe açık yönetici profili çok az…

Bunun yerine mesleki yeterlilikten ziyade yukarıda zikrettiğim kişisel entrikaların sonucu ‘şirket iktidarı’nı kazandığı için sürekli onu kaybetme korkusu yaşayan, bu korkuyla da ‘çok bilmese de çok biliyormuş gibi yapan’, bu role girebilmek için de personelinin yeni fikirlerine açık olmayıp aksine, 'başarılı olur da koltuğum tehlikeye girer’ düşüncesiyle her türlü yeni fikri, 'sivrilme ve kişisel tehdit olarak algılayan’ yönetici profili daha yaygın.

Dahası bu vizyonsuz vizyon, kurumsal hayatın içerisine bir akıntı gibi sızmış vaziyette.

İdealist düşüncelerle başlayan personeller, azıcık meyili varsa bir koltuk kaptığında eleştirdiği o yöneticilere dönüşüveriyor...

35-40 yaşüstü hazırcı yönetici profili aynı zamanda teknolojik dönüşümden de korkuyor.

Çünkü uzak olduğu bir kültür...

O’nun yetişip büyüdüğü ortamda dijital kavramlar yoktu ve bu konuda kendisini geliştirmek yerine insanları eze eze kurduğu ve koruduğu koltuğundan gelen 30-40k’lık maaşını beachlerde, teknelerde ezmekle meşguldü.

Tabi bu profil çok iyi ‘bu işlerden anlıyorum’ taklidi yapar. Nasıl yapar? Gelen fikirlere ‘kötü bu olmamış’ diyerek…

O sebeple dijital dönüşüme ve bu konudaki yeni fikirlere her zaman tehdit gözüyle bakar.

Bu da o ‘kurumsal şirket’ büyüsüne kapılan ve beyaz yakalılaşan orta sınıfta, mobbing, yıpranma, sıkılma etkisi yaratıyor. Daha kötüsü de tutkusunu kaybedip ‘gideceğim buralardan’ mantalitesine girmesine neden oluyor.

BEYAZ YAKALININ DÖNÜŞÜM HARİTASI

Çoğu beyaz yakalının serüveni şu şekildedir:

Tutkulu mesleki idealler > yönetici vizyonsuzluğu ve sert gerçeklerle tanışma > Durumu idare etme sanatında uzmanlaşma > ‘yeter artık kafe açacağım abi' kafasına geçme > Emeklilik yaşım gelse de güneye yerleşsem diye bekleme…

Tüm bu gerçeklikler, neden bir Apple, Samsung, Google çıkaramıyoruz sorusunun da bir cevabı aslında…

İş dünyasındaki sorunlar bunlarla sınırlı değil elbet daha ele alınması gereken bir çok konu var, bu konuyu seriye bağlamayı ve bir sonraki yazımda devam etmeyi düşünüyorum…

Şikayet ve önerilerinizi bir sonraki yazımda değinmemi istediğim noktaları benimle paylaşabilirsiniz.

Twitter için: @furkanhasdemirr

Facebook Yorumları

Yorum Yaz

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.