Yüce Allah yarattığı kullarının arasından en sevdiği hatta sevgilisi diyebileceğimiz kulu muhakkak Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Allah, bu sevdiğini Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde dile getirmiştir. Ahzab suresinde ‘Muhakkak, Allah ve melekleri, peygamber üzerine salât ederler. Ey imân şerefiyle müşerref olan kullarım! Siz de ona salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin’. Allah’ın bu kadar önem ve ehemmiyet verdiği Peygamberine salatü selam getirmek hem kul hemdeEfendimizin ümmeti olarak borcumuzdur. Peygamberimiz’in birçok hadis-i şeriflerinde de selat-ü selamın Müslüman kullar açısından rahmet ve bereket olduğunu ve Allah’ın katında kurtuluşuna vesile olacağını sahabelerine ve ümmetine müjdelemiştir.

Sahabelerden Abdurrahman bin Avf (r.a.)’ın bir rivayetinde, Efendimiz (s.a.v.) şöyle söylemiştir: ‘Ben Cebrail (a.s.) ile görüştüm. Cebrail bana şunları söyledi: Sana müjdeler olsun ki, Allah Teala, her kim sana selat-ü selam getirirse bende ona selamet veririm ve kim sana selat ederse bende ona rahmet ederim’

Selat-ü selam getirmek, Allah’ın rahmetine ve merhametine nail olabileceğimiz bir vasıtadır. Müslüman kullara hem maddi hem manevi olarak bereket sağlar. Ahiret hayattında ise Peygamber Efendimiz’in şefaatini kazanmamızda en büyük araç olacaktır. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmeti olarak ona olan sevgimizi sürekli selat-ü selam getirerek gösterebiliriz.