Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’e ve O’nun ümmeti olarak bizlere şöyle buyurmuştur:
“(Ey Habîbim!) Emrolunduğun gibi istikâmet üzere ol! Sen’inle beraber tevbe eden (mü’min)’ler de emrolundukları gibi istikâmet üzere olsunlar! Ve sakın (bu hususta) aşırılığa kaçmayın!..” (Hûd, 112)

Peygamber Efendimiz bu âyet-i kerîmeye işâret ederek:
“Beni Hûd Sûresi ihtiyarlattı…” demiştir. (Tirmizî, Tefsîr, 56/3297; Kurtubî, IX, 107)

Abdullâh bin Abbâs (r.a.) bu âyetle alâkalı olarak şöyle demiştir:
“Kur’ân-ı Kerîm’de Resûlullâh için bu âyet-i kerîmeden daha şiddetli bir hitap vâkî olmamıştır.”

Burada hitap edilen kişi Hz. Muhammed (s.a.v.) olsa da, O’nu bu kadar meşakkate sokan, sâdece şahsıyla alâkalı istikâmet endîşesi değildi. Zîrâ O:
“(Ey Habîbim! Sen) sırât-ı müstakîm üzeresin.” (Yâsîn, 4) te’yîd-i ilâhîsine mazhardı. O’nu ihtiyarlatacak kadar düşündüren mesele, emrin mü’minlere de şâmil olması sebebiyle onlar hakkında duyduğu endişedir.