Lokman -aleyhisselâm- şöyle buyurmuştur:

“Ey oğlum! Cenâzede hazır bulun! Çünkü cenâze, sana âhireti hatırlatır. Haram ve günahlar ise, senin dünyaya karşı meylini artırır.”

 Bir âhiret yolcusu olan insana en büyük nasihat, ölümdür. İnsanın en mühim meselesi de, hayat ve ölüm muammâsını ilâhî hakîkatler doğrultusunda çözümlemektir. Çünkü hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar yüce bir gerçektir. İnsanların akıllarına gelen  “Hayat nedir?” sorusu, yalnızca toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?

Asıl hayat, Kurʼân ve Sünnet gerçeklerinin feyz, huzur ve sürur cennetinde yaşayıp sonsuz saâdete dahil olabilmektir. Şâir, bu şuurla yaşanan bir hayatı şöyle hulâsa eder:

‘’Seni annen doğurup attığı gün dünyaya,
Ağlıyordun; bütün âlem gülüyordu bir yanda,
Şimdi öyle bir ömür sür ki ölürken gülesin;
Çağlasın gözyaşı hâlinde cihân arkanda…’’

 Bu bilinci daima canlı tutabilmek için; cenazelere katılma, o tabutun içinde bir gün kendisinin olacağını düşünüp hâlini muhâsebe etmek, kabristanları ziyaret etmek, dünyanın fânî, hayatın kısa olduğunu sık sık hatırlaması gerekmektedir.