Üsküdar İskele Meydanı’nda Mihrimah Sultan Külliyesi yer almaktadır. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan, İstanbul’da çok sayıda eser bırakmış ve bu eserlerinin her birini Sinan’a yaptırmıştır. Buradan Harem’e doğru biraz ilerleyince yine Mimar Sinan’a ait olan küçük ama çok güzel bir eseri olan Şemsi Paşa Külliyesi karşımıza çıkar. 1850 yılında ibadete açılan deniz kıyısındaki caminin diğer adı Kuşkonmaz Camii’dir. Bu ismin hikâyesinde titizlik ve mükemmeliyetçi bir yapı vardır. Osmanlı İmpatorluğu’nun yükseliş dönemlerinde, devletin önemli isimlerinden Sokullu Mehmet Paşa ve Şemsi Ahmet Paşa arasında geçen derin bir muhabbette Sokullu’ya rakip olan Şemsi Paşa adını taşıdığı Sokullu Mehmet Paşa Cami’si için ‘ Bak Sinan’a cami yaptırdın ama tepesine kuşlar pisliyor’ der. Sokullu ise ‘Gökyüzüne açık olan her mekan kuşlardan nasibini alır’ diyerek yanıtlar.

O dönemlerde paşaların cami yaptırması adet haline geldiğinden Şemsi Ahmet Paşa’ya da cami yaptırma sırası gelir. Ahmet Paşa, Sokullu’ya söz ettikleri yüzünden derin bir düşünce içerisine girer. Adından söz ettirecek daha sade ama kuşların pislemeyeceği bir cami yaptırmak ister. Derdini gider Mimar Sinan’a anlatır. Sinan, caminin inşaası için yaptığı araştırmada, Üsküdar’da kuzeyden ve güneyden gelen rüzgarların kesiştiği, dalgaların kıyıyı dövdüğü bir noktada çıkan titreşim seslerinin gücünden ve derinliğinden kuşların rahatsız olacağını düşünen Sinan, caminin yerini bulmuştur. Ancak caminin denize doğru kayma olasılığı olduğundan Ahmet Paşa kabul etmez bu yeri. 1850 yılında Sinan’ın en küçük yapısı olarak tarihe geçen, gerçekten de kuş konmayan bir eser olan Kuşkonmaz Camii karşımıza çıkar.

Kuşkonmaz Cami’nin şu anda yakınında başlatılan deniz doldurma ve cami alanını yaya yolu yapma projesi için kazıklar çakılmış durumdadır. Çakılan kazıklar camiye zarar verip duvarlarında çatlamalar meydana getirdi. Prof. Dr. İlber Ortaylı bu durum hakkında şu açıklamaları yaptı: ‘urayı genişletecekler, sonra oturup çay içecekler herhalde. Buraya kazık çakılacaksa Mimar Sinan’ın zamanında âlâsı çakılırdı. Niye Mimar Sinan denizi doldurmamış da sen dolduruyorsun?’