Yüce Allah, kullarına verdiği sayısız nimetleri gerçekten ona ebedi saadeti sağlayabilmesi için ikram etmiştir. Bu kadar nimetlerin karşılığı olarak kulundan şükretmesini, cimrilik etmemesini ve israfa düşmemesini beklemektedir. Çünkü Allah israf etmeyi ve edenleri sevmediğini kullarına bildirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de ‘…Yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez:’ (el-Araf, 31) ve ‘…Muhakkak ki Allah, israf eden ve çokça yalan söyleyen kimseleri hidayete erdirmez.’ (el- Mü’min, 28) ayetlerinde ifade etmiştir.

İsraf, insanların haddini aştığı her konuyu içine alan geniş bir alanı ifade eder. Bundan sebeple her hususta israf edilebildiği gerçeği bilinmektedir. Yaratılan varlıklar arasında en güzel surette olan ve Allah’a kulluk gibi müstesna bir işle görevlendirilen insanın, hayatını nefsinin isteklerine göre yaşaması kulluk adına yaptığı bir israftır.

İman ve ahlakın muhafazasını sağlayan kalbin, Allah’tan uzaklaştırılması ve günahlarla kirletilmesi kalbin israfı sayıldığı gibi insanın hizmetine verilen en önemli nimet olan zamanın, Allah yolunda harcanmaması ve ilahi kurtuluş için kullanılmaması da ömrün israfı sayılmaktadır. İnsanı ferahlığa kavuşturan ve kalplerini sıkıntılardan kurtaran zekat, sadaka gibi infakları ihtiyaç sahiplerine verirken enaniyet ve benlik duygusuna kapılmak yapılan hayrın israfıdır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolundan gitmeyip, akılları vahiy ile terbiye edilmemiş kişilerin sadece bir teori olarak ortaya attıkları fikirlere kapılıp gitmek aklın israfı olmuştur.