Yüce Allah, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’i inşalara rehber olarak göndermeden önce, cahiliye toplumlarında zayıf olan insanlara ve kadınlara dahi hiçbir değer verilmiyordu. Böyle bir cehalet içinde yüzün toplumda kaldı ki hayvanlara değer verilsin. Zavallı hayvanlar o dönemlerde hem insanların hizmetinde çalışıyorlardı hem de türlü işkence ve ıztırap içerisinde hayat sürmeye çalışıyorlardı. Alemlere rahmet olan Peygamber Efendimiz’in gelmesiyle birlikte toplumlara her alanda güzellik ve doğruluk geldi. Hayvanlar dahil bu kutlu gelişten nasibini aldılar ve çektikleri çileden kurtulup rahata kavuştular.

Efendimiz Mediye teşrif ettikleri bir gün orada bulunan bir topluluğun diri olan devenin hörgücünü kestiklerini gördü. Aynı şekilde koyunları da bacaklarından kopartıp yiyorlardı. Durumu gören Efendimiz çok üzüldü ve şöyle dedi: ‘Hayvan diriyken ondan kesilen her şey leş hükmündedir ve yenilmez.’ Cahiliyede yaygın olan bu davranış Efendimiz’in ikazı üzerine yasaklandı ve hayvanlar bu şekilde acı çekmekten kurtarıldı. Hayvanların keyfiyetten dolayı ve faydasız bir nedenle öldürülmesi de yasaklandı. Böyle öldürülen hayvanların ahirette katilinden hesap soracağını ifade etti.

İslam dini her konuda olduğu gibi hayvanlara da merhamet ederek şefkatle yaklaşmayı emreder. Efendimiz bir hadisinde: ‘Allah Teâlâ bu dilsiz hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Verimli bir arâziden geçiyorsanız hayvanların biraz otlamasına müsâade edin! Kurak bir yerden geçiyorsanız oradan çabuk geçin, bu tür yerlerde fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı ve zarar vermeyin’ diyerek sahabileri uyarmıştır.

İslamdan önce insanların bile göremediği bu zerafeti ve şefkati Peygamberimz geldiklten sonra hayvanlar dahi görmeye başladı. Bunun güzel örneklerinden birisi de Osmanlı’da hayvanların ihtiyaçları için kurulan vakıflardır.