Abbasiler, Cahiliye zamanından beri İran geleneklerinin etkisi altında kalmış hala bir çok yerinde gelenekleri devam eden Nevruz ve Mihrican bayramlarının kutlanması yanında İslam’i bayramlara da önem vermişlerdir. İslam’i bayramları büyük bir törenle kutlarlardı. Namazlarda Halifeler cemaatlere imamlık ederler ve hutbe okurlardı. Bağdat, Kudüs ve Şam gibi büyük şehirlerde bayram günleri büyük sevinç ve merasimlerle kutlanırdı. Özellikle Bizans’a karşı İslam’ın gücünü göstermek amacıyla törenlere önem verirlerdi. Bayram gecelerinde fener alayları organize edilir, her yandan tekbir sesleri yükselirdi. Nehirler süslenmiş kayıklarla ve teknelerle dolar, kandiller yakılırdı. Hilafet sarayı bayrama hazırlanır ışıklarla donatılırdı. Abbasi halifesinin siyah rengi alamet olarak seçmesi üzerine halkın pek çoğu siyah giyinirdi.

Fatimiler, Ramazan bayramına halk arasında ‘büyük merasim’ olarak anılırdı ve büyük bir değere sahipti. Ramazan bayramında büyük küçük her devlet adamına elbise dağıtıldığı için ‘elbise bayramı’ adı ile de anılırdı. Halifenin namaz için gideceği yolların çeşitli yerlerine platformlar konulurdu ve her platformda bir müezzinle devler görevlilerinden bazıları bulunurdu. Halife saraydan ihtişamlı bir merasim ile çıkardı. Merasimde altın ve ipeklerle süslenmiş filler ve zürafalar bulunurdu. Fatimi halifeleri bayram namazlarında imamlık yaparlardı. Büyük sofralar kurulur ve ziyafet verilirdi.

Selçuklular döneminde de İslam bayramlarına büyük önem verilerek kutlanırdı. Saraylar bayram için süslenirdi. Selçuklu sultanı bayram namazından sonra hanedan görevlilerinin, devlet adamlarının ve halkın tebriklerinin kabul ederdi. Kabul sırasında sarayın önünde davullar ve zurnalar çalınırdı. Sultan halkın içerisine katılarak mescitlere gider, hutbeleri dinler ve kestirdiği hayvanları dağıtırdı. Sultanlar Abbasi halifeleri ile birbirlerine hediyeler gönderirlerdi.