Oduncunun biri ormanda çalışırken bir yılana rastlamış. Elindeki baltayla vuracağı sırada yılanla göz göze gelmiş ve Allah’ın yarattığı bir varlığa kıymaya kıyamamış. Yılan da adama bir iyilik yapıp kör bir kuyuya dalıp gitmiş. Daha sonrasında ağzında bir altınla çıkagelmiş ve oduncuya ‘bundan sonra her gün sana bir altın getireceğim’ demiş. Oduncu o gün altınla evine güzel bir ziyafet çekmiş ancak olanları kimseye anlatmamış.

Adam yıllarca o kuyunun başına giderek yılanın getirdiği altınları almış. Bir zaman sonra oduncu hastalanmış ve kuyuya gidemez olmuş. Bu durum evinde darlık çıkmasına neden olmuş. Durumu oğluna güzelce anlattıktan sonra oğlunu kuyunun başına göndermiş. Oğlu başlarda inanmamış ama yılanın ağzında bir altınla gelmesinden sonra gözlerine inanamamış. Daha fazla altına sahip olmak isteyen oğlu yılanı öldürmeye çalışmış ancak sadece kuyruğunu koparmış. Yılan acısından oğlanı ısırarak öldürmüş.

Akşam olunca eve gelmeyen oğlunu merak eden adam zor da olsa kalkarak kuyunun başına gitmiş ve oğlunun cansız cesedi ile karşılaşmış. Oğlunu bilen adam durumu hemen anlamış ve yılandan özür dileyerek tekrar dost olmak istemiş. Yılan ise acıyla gülümseyerek ‘Çok isterdim ama... Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız.’ demiş.