Allah’ın sevgili kullarından biri Kabe’ye gitmek ister, yola çıkacağı zaman, oğlu durdurur “Baba nereye gidiyorsun?” der. Babası ‘Kabe’ye gidiyorum’ deyince, Kabe’yi görenin o evin sahibini göreceğini zanneden çocuk ağlamaya başlar ve birlikte gitmek için babasına yalvarır. Babası evladını da yanına alır. Kabe’ye vardıklarında çocuk bir anda yere yığılır ve oracıkta ölür. Babası evladının ölümüne ağlarken beklemediği bir yerden kendisine öyle bir ses gelir ki adam hayrete düşer. “Sen beyti görmeyi istedin gördün, çocuk evin sahibini görmeyi istedi ve o da gördü. Çocuk şu anda ne yerde ve ne de göktedir, o Allah’ın manevi huzurundadır” der.

Kim bütün dünya isteklerinden ayrılıp Allah’a yönelirse, Rabbi kendisinin gerçek kıblesi olur. Nasıl ki bütün Peygamberlerin kıblesi olmuşsa, tüm insanlarında kendi niyetlerine göre kıbleleri bulunur. Peygamberler Allah’ın hem Celal ve hem de Cemal sıfatlarına mazhar olmuşlardır. Hz. Musa’ya, Allah’ın ‘Kelim’ demesi, Adem’i kendi sıfatı üzerine var etmesi, Peygamber Efendimize ‘Habibim’ demesi, onlara ayrı ayrı derece verdiğini gösterir. Kim ki bütün varlığı ile Allah’a yönelirse, onun niyeti Allah’tır. Melekelerin kıblesi Hz. Adem’dir, çünkü O, meleklerle Allah arasında bir aracıdır.

“Ya Musa, tarafımdan sana muhabbet ve sevgi verdim.” (Taha/37)
Allah Kabe’ye Ayetel Kürsisini giydirdi. Bu ise bir kudret nurudur ki kulların kalplerini cezb eder, ‘Benim evimdir’ diye Cenab-ı Hakk Beytullah’ı kendisine nispet eder. Akıllı kişiler ibret alsınlar ve ona göre hürmet etsinler ve orada manevi hal ile hallensinler istemiştir.