İhtiyarın biri ömrünün son zamanlarını yaşamaktadır. Yolculukta azığı bitmiş bir şekilde aç ve susuz bir kasabaya doğru ilerliyor. Kasabada bir camiye giriyor. Ancak camide hiç kimse kendisine hoş geldin demiyor, perişan haline bakarak bir ihtiyacı olup olmadığını sormuyor. Yaşlı adam hiç beklemediği bu manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. Etrafındakiler sadece boş ve donuk gözlerle yaşlı adama bakıyorlar.

Akşam namazı oluyor, yatsı namazı oluyor ancak kimse buyur etmiyor adamı. Tek başına camide kalıyor ve o gece Allah’ın evinde belki de açlıktan ölüveriyor. Sabah namazına gelen aynı insanlar. Yabancıya karşı vazifelerini yapıyorlar. Yıkıyorlar, kefenliyorlar ve gömüyorlar.

Gömüldüğünün gecesi sabah namazında mihrapta bir kefen ve bir kağıt. Kağıtta oradakileri hayrete düşürecek şeyler yazılı:
- Biz size bir misafir gönderdik. Hem yorgundu. Hem de aç. Onu misafir etmediniz. Ne yedirdiniz ne de içirdiniz. Alın istemiyoruz. Kefeniniz de sizin olsun!