Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bilkent Otel'de "15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi" gündemi ile toplanan Diyanet İşleri Başkanlığı Olağanüstü Din Şurası'nın açılışına katıldı.

FETÖ'nün darbe girişimi sonrası tarihinde ilk kez olağanüstü toplanan şuranın açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şuranın hayırlara vesile olmasını dileyerek, "Milletin emrinde ve Din-i Mübin-i İslam'ın hizmetinde bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığımıza, bu önemli şurayı düzenlediği için teşekkür ediyorum." dedi.

Türkiye'nin son 3 yıldır çok önemli gelişmelere sahne olduğuna işaret eden Erdoğan, 15 Temmuz gecesi yaşanan silahlı darbe girişiminin, bu sürecin en kanlı ve en cüretli boyutunu teşkil ettiğine dikkat çekti.

"Devlet ve millet olarak bekamızı yakından ilgilendiren bu gelişmelerin odağında yer alan Fetullahçı Terör Örgütü'nün özelliği, kendisini bir dini yapı, bir cemaat, bir eğitim-öğretim hizmetinde bulunan kuruluş olarak gösteriyor olmasıydı." ifadesini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Esasen bu hain yapının 40 yıldır toplumumuz içinde kanserli bir hücre, bulaşıcı bir virüs gibi yaşayabilmesi ve sürekli büyümesi, işte bu dini değerleri öne çıkartan kimliği sayesinde mümkün olmuştur. Zaman zaman duyardık, 'İşte efendim bunlar silahlı bir örgüt değil.' Biz de kendilerine derdik ki 'Yanlış bir tespitin içerisindesiniz. Bunlar silahı vakti saati geldiğinde en iyi kullanabilecek bir örgüttür.' 'Nasıl olur' dediklerinde de 'Bakın bunlar Silahlı Kuvvetlerimiz içinde örgütlenmiş ve vakti saati geldiğinde oradaki silahları millete doğrultabilecek karakterde olan bir örgüttür.' İnanmazlardı, inanmıyorlardı. Tabii bunları kalkıp meydanlarda açık açık söyleyebilecek noktada değildik. Sadece bunlar özel toplantılarımız, görüşmelerdi. Şimdi bu ortaya çıkınca o dostlar gelip 'Haklıymışsın.' demeye başladılar."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Milletimiz meşrebi ne olursa olsun Allah diyen, peygamber diyen, ibadetlerini yerine getiren, hayır hasenat için çalışan, en azından böyle gözüken herkesi, her grubu olduğu gibi bu yapıya da hüsnü niyetle yaklaşmış, mensuplarını da korumuş, kollamış, desteklemiştir. Tek parti döneminden itibaren uzun süre fevkalade yanlış bir şekilde irtica paranoyasıyla, devlet imkanlarıyla dini cemaatlerin üzerine gidildiği dönemlerde her grup gibi bu yapı da milletimizin kolları, kanatları altında varlığını sürdürmüştür. Rahmeli Özal, Demirel, Ecevit hatta biz de farklı görüşlerden siyasetçiler ve devlet adamları olmamıza rağmen, bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Açık konuşuyorum, şahsım, ben de katılmadığım pek çok yönleri olmasına rağmen asgari müştereklerde buluşabildiğimiz zannıyla her kesim gibi bunlara yardımcı oldum."

"Uzun süre görmedik, göremedik"

"Şerif Mardin'in çevre olarak ifade ettiği, daha önce dışlanmış, ötekileştirilmiş tüm kesimleri merkeze taşıma çabamızdan, bu kesimin de istifade etmesini sağladım." diyen Erdoğan, "Yapının başında yer alan kişi ve kadro konusundaki tüm tereddütlerimize rağmen yurt içinde ve yurt dışında yürütüyor göründükleri yaygın eğitim, yardım, dayanışma faaliyetlerinin hatırına bunlara müsamaha gösterdim. Hatta Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Dedik ki 'Bir ortak yanımız var.' Ama inanın bana aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapının aslında bambaşka niyetlerin, sinsi hesapların aleti, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik. Aslına bakılırsa 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım birçok üst kademe yöneticisi arkadaşlarım oldu. O yıldan itibaren tabii ki tavrımız değişti." ifadelerini kullandı.

Özellikle de 2012 yılından sonra bu yapıyla ilgili rezervleri açık şekilde ortaya koyduklarını vurgulayan Erdoğan, "Bu dönemde hızlanan Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarına yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili de ciddi şüphelerim oluştu ve yetkilileriyle de bunları paylaştım. Çok yakından tanıdığım, uzun yıllar birlikte çalıştığım bazı komutanlara yönetilen suçlamaların ve tutuklamaların gerekçeleri beni ikna etmiyordu. Aynı şekilde kamuda ve özel sektörde yapıya mensup kişilerin giriştikleri güç temerküzü yüzünden, kendilerinden olmayanlara hayat hakkı tanımayan tavırlarından ciddi olarak rahatsızlık duyuyordum. Fakat o sıralarda meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmakta güçlük çekiyorduk." dedi.

"Artık şüphe dönemi bitti, mücadele dönemi başladı"

"2013 yılında yaşadığımız 17-25 Aralık darbe girişimi, bu hain örgütün, gerçek yüzünü ilk defa tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu bir hamle oldu." ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bunu dahi birçok arkadaşımızla paylaşamadık. Her şey ortadayken ve bu örgütün en başında şahsımı, şema elimize geçti, altında şu anda Başbakanımız Binali Bey, aynı şekilde Enerji Bakanımız, aynı şekilde oğlum, aynı şekilde sizlerin de tanıdığınız, iyi bildiğiniz birkaç iş adamı, bu örgütün çatısında görünen isimler oldu. Bunu dahi anlatırken birçok arkadaşlarımız yine inanmıyorlardı. 'Bunlar böyle bir şeyin içerisine girmez.' 'Yahu etmeyin. Bunlar çok önemli bir operasyonun adımlarını atıyorlar.' Hala inanmayanların olduğunu da biliyorum. Hala maalesef 'bakıyor ama görmüyor' olanların da olduğunu biliyorum. Bu noktadan sonra artık şüphe dönemi bitti, mücadele dönemi başladı."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 17-25 Aralık sürecinden sonra özellikle yargıda önlemler sayesinde, FETÖ tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin, çok daha büyük tehdit olarak ortaya çıkmasının önlendiğini ifade etti.

"Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin." diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

"Peygamberimizin ifadesiyle, 'Müslüman başına sevinecek hal geldiğinde hamdeden, sıkıntı geldiğinde de sabreden' kişidir. Çünkü onun için böylesi hayırlıdır. 15 Temmuz milletçe maruz kaldığımız yakın tarihimizin en büyük sıkıntılarından biriydi. 79 milyon hep birlikte, sabırla, cesaretle, metanetle, dirayetle yürüttüğümüz mücadele sayesinde hamd olsun bu sıkıntıyı def ettik. Hiç şüphesiz 15 Temmuz gecesi ne kadar kara başlamışsa sabahı da o derece aydınlık sonuçlanmıştır. Artık bir yandan ülkemize, milletimize yönelen bu hain saldırının müsebbiplerinden hesap sorma, bir yandan da muhasebe yapma zamanıdır."

"Darbeler tarihi bu milleti farklı yazacak"

"Bir tane sözde profesör müsveddesi diyor ya, 'çıkmaz millet sokağa, öyle zannedildiği gibi filan değil' diyor ama onlar bu milleti tanımamış." ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Onlar bu milletin ruhuyla özdeş olmamış ama ben milletime inanmıştım, milletime inandığım için de milletimi meydanlara, hava limanlarına davet etmiştim. Fakat Rodos Adası’na giderek değil, farklı yerlere giderek değil sizin içinizde olacağım demiştim. Ben de geliyorum demiştim ve elhamdülillah İstanbul Atatürk Havalimanına indiğimizde de aprona, terminalin önüne on binlerce insanın nasıl yığıldığı, 3 saat içinde nasıl toplandığını görmüştüm. Bu millet büyük millet. Bu millet elhamdülillah imanı hakikaten güçlü bir millet. Örneğini görmüyorum ve darbeler tarihi bu milleti farklı yazacak, farklı anlatacak çünkü böyle silahlar, F-16’lar, F-4’ler, tanklar yürüyecek, elinde bayrağıyla ona karşı duracak bir millet. Başka yerde yok böyle bir millet."

Bazılarının, terör örgütü FETÖ ile PKK'yı özdeş hale getirdiğine işaret eden Erdoğan, "Ne alakası var? PKK terör örgütünün elinde doğru dürüst silah bile yok ama bu FETÖ, Fetullahçı Terör Örgütü milletin vergileriyle alınmış olan bu F-16’larla F-4’lerle, tanklarla, toplarla helikopterle milletine, evet kurşun yağdırıyor, bomba yağdırıyor. Yeri geldiği zaman zaten beraberler. PYD ile de beraberler.

Biz bunları seçimlerde yaşadık. Onların seçim karargahlarında nasıl onlarla beraber olduklarını hele hele zaten giyimleriyle de kuşamlarıyla da biliyoruz ama bakıyorsunuz sırtlarını bize dönerek onların seçim karargahlarında onlarla beraber olduklarını zaten görüyoruz. Biliyorduk. Tanıyoruz bunları. Nerede, kiminle nasıl hareket edecekleri belliydi." şeklinde konuştu.

"Bu salondan ilan ediyorum..."

Yaşanan hukuk skandalları, şantajlar ve son olarak 15 Temmuz'daki vahşete dikkati çeken Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Fakat bu yapının mensuplarının, 17-25 Aralık'ta yaşanan hukuk ve emniyet skandallarına aradan geçen zaman içinde ortaya dökülen haksızlıklara, adaletsizliklere, şantajlara, bin bir çeşit rezalete 15 Temmuz’da şahit oldukları vahşete rağmen orada kalmaya devam etmelerinin artık hiçbir izahı, hiçbir mazereti kalmamıştır.

Kardeşlerim, Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de, ‘ne yaptıklarının farkında olmayan bozguncuların kendilerine 'ıslah ediciler' dediğini söylüyor. Bunların durumu da işte aynen böyle. Bu salondan ilan ediyorum, şu saatten sonra, Pensilvanya’daki şarlatanın, terörist başının hezeyanlarına kulak vermeye devam eden herkes başına gelecekleri peşinen kabul etmiş demektir."

"Yüzlerine tükürseniz ‘yağmur yağdı’ diyen insanlar"

Erdoğan, FETÖ mensuplarının en önemli özelliğinin tedbir ve takiyye olduğuna dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

"Tedbir ve takiyye adı altında iki yüzlülüğü, yalanı, riyayı sürekli maskeyle dolaşmayı, ruhsuzluğu mensuplarının karakteri haline dönüştürmüş olmasıdır. Afedersiniz yüzlerine tükürseniz ‘yağmur yağdı’ diyen en kutsallarına sövseniz sükut eden kendi aile mahremiyetlerine saygısı olmayan bu insanların sapkın davaları dinleri haline dönüşmüştür. Halbuki din tektir ve o dinin emrettiği bir mümin profili vardır. Hangi dava insanı, mensubu olduğu dinin emirlerini bakınız ihmal demiyorum, inkara götürebilir.

Bir ihanet şebekesinin dini motifleri kullanıyor olması onu aklamaya, masum göstermeye yeterli olabilir mi? Dünyadaki tüm sapkınlar kendi inançlarında inanın samimidir. Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının bu yapıya bağlılıklarından samimi olmaları kendine söylenen her şeyi sorgulamaksızın kabul etmeleri onların haklılığı değil itikadi olarak yanlış yolda olduklarını gösterir. Kuran-ı Kerim’de onlarca defa aklımızı kullanmamız emrediliyor. Hiç akletmez misiniz, düşünmez misiniz, hep bunlar bize emrediliyor. Aklını ve iradesini Allah'a değil bir faniye üstelik de Amerika’da yaşayan bir faniye ipotek eden kişi, dönüp kendini sorgulamıyorsa artık onun için yapacak bir şey kalmamıştır. Madem ki sevdiklerimizle haşrolunacağız öyleyse herkes kendi yolunda gitmekte serbesttir."

İkaz görevini yıllardır yerine getirdiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Biz ikaz görevimizi yıllardır yerine getirdik. Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet diye de bunu tanımladık, tarif ettik. Bundan sonra artık tabanı ibadet de bile çekinmeye başlıyorum. Niye? Çünkü o görevi yerine getirmekte bile endişe edenler var. Niye? Çünkü aklını, vicdanını, her şeyini böyle bir şarlatana ipotek etmiş insandan, kusura bakmasınlar az önce söylediğim Rabbimizin, 'akletmez misiniz, düşünmez misiniz' hükmü gereğince artık orada da ben soru işaretiyle şüpheyle bakıyorum."

"Bu yapının mayasında ikiyüzlülük olduğu için, pişman olduklarını söyleyenler konusunda ciddi tereddütlerimiz var. Gerçekten pişman mı oldular? İntikamcı bir düşünceyle söylemiyorum, gerçekten pişman mı oldular? Yoksa içinde bulundukları ihanet şebekesinin alametifarikası haline dönüşen riyakarlık içindeler mi? Bunu anlamakta zorlanıyoruz." ifadelerini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Elbette, 'asıl olan beyandır' diyeceğiz ama hiç kusura bakmasınlar ki bu tür kişilere karşı gardımızı sonuna kadar indirmeyeceğiz. Çünkü, mümin bir sokulduğu delikten bir daha sokulmaz.

Hırsızlık kötüdür ama en büyük hırsızlık, insanların dinini, inancını, ihlasını, ümidini çalmaktır. Fetullahçı Terör Örgütü, tarihin en büyük hırsızlık şebekesi olarak onbinlerce insanın geçmişini ve geleceğini çalmıştır. Tarihte bu tarz pek çok örgüt var olmuştur.

Malum, az önce saygıdeğer hocam ve başbakan yardımcımız da ifade etti; İsmailiyye mezhebinden çıkan ve Hasan Sabbah'ın kurucusu olduğu Haşhaşiler ki bunu uzun yıllar hep ifade ettim, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Haşhaşiler, tıpkı Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının büyük bölümü gibi iyi eğitimli, kariyer sahibi, uzun yıllar kendilerini gizlemeyi bilen, liderlerine mutlak itaati esas alan kişilerden oluşuyor. Haşhaşiler böyleydi. Bu durum, aynı kişilerin zamanı geldiğinde liderlerinden emir aldıklarında birer suikastçiye, birer katile, birer canlı bombaya dönüşmesine engel değildir."

Erdoğan, şimdi birilerinin FETÖ için de benzer şeyler söylediğini dile getirerek, "Evet, bunların faili meçhul infazları var. Bakın bunların hepsi çıkıyor ortaya. Vatandaşına F16'larla bomba yağdıran, F4'lerle bomba yağdıranlardan, bir insanın ölümünden tüm insanlığın ölümü murad edildiğine göre bizim inancımızda, başka bir şey beklenebilir mi?" diye konuştu.

" Bunlardan daha ordunun içinde çok var"

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin bombalandığını anımsatan Erdoğan, olaylarda bir kadının başının vücudundan ayrıldığını ve kongre merkezinin çatısında bulunduğunu söyledi. Erdoğan, "Böyle vicdansızlık olur mu? Bunun bizim dinimizde yeri var mı? Kime karşı bunu yapıyorsun? Askere, oradaki topluluğun üzerine bombayı yağdırıyorsun, 5 şehit ki üç tanesi aynı aileden. Bir tanesi de bu hanım kardeşimiz." dedi.

Şehitlerin aileleri ile görüşüldüğünde hiçbirinin "ne oldu?" diye sormadığını ve hala "canımız bu yola feda olsun" dediklerini aktaran Erdoğan, bunun bir dava, bir inanç için yapılabileceğini vurguladı. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çok basit bir olay değil, 238 şehit ve 2 bin 200'e yakın yaralı. Akşamları arıyorum. Geçen akşam bir tanesini aradım, sol kolunda 10 santim kalmış, diğeri kopup gitmiş. Ben, herhalde biraz hüzünlü olacak zannediyorum. Gümüşhaneli bir kardeşimiz, baktım ki böyle neşeli neşeli konuşuyor. 'Cumhurbaşkanım, sen nasılsın? Senin sesini duydum ya bana yeter' diyor. Hemen konuşmayı bitirip '88 yaşında bir annem var. Görmesem bile sesini duyayım' diyor. Hiç olmazsa annemle görüşürseniz çok mutlu olacağım' diyor bana. Kendisiyle telefonda görüşüyorum, sanki evladının bir kolu gitmemiş. Bana hala o tavsiyelerde bulunuyor, o bana psikolojik olarak adeta tedavi uyguluyor ve 'Cumhurbaşkanım sen nasılsın?' diye soruyor.

Aynı şekilde bir albayımız, vücudu delik deşik olmuş, 7 mermi almış. O da aynı dinamizm içerisinde o darbecilere karşı İstanbul'daki topçu kışlasında tankları durdurma mücadelesini veren bir albayımız. Bakıyorum, o da aynı noktada, 'Siz, bizi düşünmeyin'. Ama 'Bunlar bitmedi, Cumhurbaşkanım. Bunlardan daha ordunun içinde çok var. Bu, sizi yanıltmasın. Siz de kendinizi iyi koruyun' diyor."

Erdoğan, Türkiye'nin tankların önüne yatan böyle bir millete sahip olduğunun altını çizerek, "Biz, yılmadan usanmadan bunların üzerine giden böyle bir millete sahip olduktan sonra, Allah'ın izniyle bu badireleri de atlatırız ve ülkemizi de inşallah bu medeniyet yarışında çok daha iyi bir noktaya kavuştururuz." diye konuştu.

"Bütün okullarına el koyduk"

"Bu yapının kan kokan, kin kokan, nefret kokan, vahşet kokan yüzünü görmezden gelip, hala 'eğitim öğretim' diyenin, 'yardım' diyenin, 'okul' diyenin, 'hizmet' diyenin ya idraki çalışmıyor, gözü görmüyordur ya da kalben bunların safındadır" diyen Erdoğan, bu nedenle bunların bütün okullarına el konulduğunu hatırlattı.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"El koymak durumundaydık ve hepsini de onlara referans olan üniversitelere devrettik. Aynı şekilde silahlı kuvvetlerde de tüm askeri liseleri kapattık. Bundan sonra tüm liselerden, tüm meslek ve dengi liselerden artık Harp Okullarına girme şansı doğmuştur, hepsi girebilir.

Harp okullarının çatısında şimdi Milli Savunma Üniversitesi'ni kurduk. Milli Savunma Üniversite ile birlikte de artık Harp Akademilerini kaldırıp onun yerine diyelim ki Hava Harp Okulu, Deniz, Kara... Buralar lisans eğitimi veren ama Milli Savunma Üniversitesi lisansüstü eğitim veren bir üniversite haline gelmek suretiyle sistemi bundan sonra bu şekilde reforme edip, adımımızı buna göre atmış oluyoruz.

Bütün bunlarla beraber jandarmayı biliyorsunuz İçişleri Bakanlığı'na bağladık ve jandarmanın sistematiğini de polisin sistematiği gibi aynı sisteme dönüştürdük. Şu anda artık 'özlük haklarıydı, sicildi' hepsi İçişleri Bakanlığına bağlı. Dün akşam, son alt yapıyla ilgili adımları da attık ve inşallah 48 saat içerisinde yeni görevlendirmelerle tüm jandarma camiasındaki arkadaşlarımız da çalışmalarına başlayacak. Her yıl bu 30 Ağustos'ta olurdu. Şimdi 30 Ağustos'u kaldırdık ve artık bugün yarın tümüyle silahlı kuvvetlerimizdeki çalışma süreci başlamış olur."

17-25 Aralık'tan beri birilerinin dilinde sürekli "Aman gayretullaha dokunmasın" ifadesinin bulunduğunu anlatan Erdoğan, "Asıl 15 Temmuz'da 238 masumu katleden 2 bin 197 masumu yaralayan bu katillere hala masumiyet atfetmek, gayretullaha dokunur. Asıl bunca insanın zihnini ve kalbini karartmak, bunca insanı mankurtlaştırmak gayretullaha dokunur. Zalime merhamet etmek, mazluma zulümdür. Bunu böyle bilmek zorundayız." diye konuştu.

"Türkiye'nin, yaşadığı bu tecrübeden yola çıkarak her alanda olduğu gibi dini hayat, dini müesseseler konusunda da kendini sorgulamaya, kendine çekidüzen vermeye ihtiyacı vardır." diyen Erdoğan, her zaman güzel konuşmaları bulunan Diyanet İşleri Başkanı'na, bugün yaptığı çok daha farklı, çok daha anlamlı konuşması sebebiyle teşekkür etti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Diyorum ki özellikle de 100 bin gibi bir kadroya sahip olan diyanet camiamız, artık bu işi üstü örtülü götürmemelidir. Ama şunu bilelim ki hedefte sadece Fetullahçı Terör Örgütü yoktur, bölücü terör örgütü de bizim hedefimizdedir. Bingöl'de 7 polisimiz, ondan önce 6 erimiz yine bölücü terör örgütü PKK tarafından şehit edildi. Bütün bunlara karşı bu mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürmemiz lazım. Kürt kardeşlerimizin bu terör örgütüne prim vereceğine ben inanmıyorum.

Biz bu ülkede Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Roman'ıyla, Boşnak'ıyla, Arnavut'uyla velhasıl kardeşiz... Ama bunları en ideal işleyecek olan kim? 1. derecede ben inanıyorum bölgedeki kanaat önderleri ve özellikle imam müezzin kardeşlerim. 15 Temmuz gecesi, minarelerden ezanlar, selalar okunmamış olsaydı o manevi hava eksik kalırdı. Onlar okununca işin manevi yönü de güçlenmiş oldu."

Bunun birilerini rahatsız ettiğini, İzmir'de müezzine saldıranların olduğunu dile getiren Erdoğan, bunların yine olacağını fakat yola kararlı şekilde devam edeceklerini vurguladı.

"Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli"ne inandıklarını ve böyle yolda yürüyeceklerini dile getiren Erdoğan, "Öyleyse bu musibet, bizim için bir fırsat olmuştur. Bin 400 yıllık birikimi en güzel şekilde değerlendirerek bünyemizi baştan sona kontrolden geçirecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hatalarımızı düzeltecek bir süreci hep birlikte başlatmalıyız. Bunu şimdi yapmazsak yarın benzer başka sapkınlıklarla uğraşmaya devam ederiz. 15 Temmuz gecesi o yükselen selaları duyunca gözünü kırpmadan tankların, helikopterlerin, uçakların üzerine giden milletimize bunu borçluyuz." diye konuştu.

"Emin adımlarla, güvenli adımlarla yolumuza devam edeceğiz"

"Bu millet, ne şanlı bir millet." diyen Erdoğan, "Ülkemizin maddi ve manevi tüm birikimlerine sahip çıkarak fitne ve fesat odağı haline dönüşme emaresi gösteren dini, etnik, ideolojik her türlü tehdide karşı 'tevhid ve vahdet' sancağı altında birleşmek mecburiyetindeyiz. Bunu başarmamız lazım. Şuramızın işte tüm bu meselelerinin tezekkür ve tefekkür aynı zamanda müzakere edileceği bir platform olacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şura'nın düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik etti. Tüm şehitlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar, gazilere de şifalar dileyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Allah yar ve yardımcımız olsun. Biz emin adımlarla, güvenli adımlarla yolumuza devam edeceğiz. Ama şunu da bilelim. Batı bu süreç içerisinde de hiçbir zaman yanımızda yer almamıştır. Batı, darbecilerin yanında yer almıştır, darbeye karşı koyan bu ülkenin yönetiminin yanında yer almamıştır. Bunları sizler zaten ilahi fermandaki açıklamalarla gayet iyi biliyorsunuz. Biz de onlara güvenerek değil, değerli bir büyüğümüzün güzel bir ifadesi vardı. Hastaydı, ziyaretine gitmiştim. Şu anda o da tabii ki ebedi alemde.

Demişti ki; 'onların uçakları, tankları, topları varsa be kuzum bizim de Allah'ımız var' demişti. Bizim de Allah'ımız var. Şüphesiz ki bizim de tankımız, topumuz var. Silahlı Kuvvetlerimizin içerisinde bu alçaklar olduğu gibi bunların karşısında dimdik duran haysiyetli vatansever, milliyetperver bizim komutanlarımız, subaylarımız, askerimiz de var. Bunun da böyle bilinmesini özellikle istiyorum. Onlar da zaten bu mücadelede onlara karşı koymanın en güzel sınavını verdiler. Tekrar sizlere kalbi şükranlarımla saygılarımı sunuyorum."

Notlar

Program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Hafız Ali Tel tarafından Kur'an-ı Kerim okunmasının ardından şehitler için dua edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı Olağanüstü Din Şurası'na, eski Diyanet İşleri Başkanları, Din İşleri Yüksek Kurulunun mevcut ve önceki üyeleri, Başkanlığın hizmet birimi başkanları, müftü ve vaizler arasından tespit edilen kişiler, Milli Eğitim Bakanlığı, ilahiyat fakülteleri ve diğer birçok kurumdan üye ve temsilciler ile kariyer uzmanlarından oluşan yaklaşık 300 kişi katıldı.

Programın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala ile aynı makam aracında Bilkent Otel'den ayrıldı.

AA