Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çekmeköy Belediyesi'nce, düzenlenen 'adalet ve merhamet' temalı Uluslararası Kısa Film Yarışmasındaki konuşmasında özetle şu mesajları verdi:

"Hayatın her alanında adalete ve merhamete, ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın bir köşesinde masum insanlar katledilirken, dünyanın diğer tarafında milyarlarca kişi yürekleri acıtan bir kayıtsızlık içinde kendi konforunu yükseltmenin peşinde koşuyor. Zalim diktatörlerin, acımasız terör örgütlerinin tehdidinden kaçan biçare çocuklar ve kadınlar, karşılarında şefkatle açılmış kollar değil, kapatılmış kapılar, duvarlarla örülmüş sınırlar buluyor.

Hemen yanı başımızdaki Suriye'de 6 yıldır yaşananlar karşısında insanlık, çok kötü bir sınav vermiştir. Türkiye, gönlünü ve sınırlarını mazlumlara ve mağdurlara açarken, üç maymunu oynayanlar, konu kendileri olunca ilk iş kapıları kapattılar. İşte bunlarda merhamet yok. Bunlarda adalet yok. Bunlarda diktatörlük var.

BİZİ YALNIZ BIRAKTILAR
 Biz, meseleyi kaynağında çözmeyi, Suriye'de güvenli bölge oluşturarak, insanları göç etmeye zorlayan sebepleri ortadan kaldırmayı teklif ettiğimiz halde, meseleyi ısrarla başka yönlere çekmeyi sürdürdüler. Suriye'de DAEŞ terör örgütüyle mücadele ettiğini söyleyenlerin hiçbiri, ne bizim kadar örgüte zayiat verdirmişlerdir, ne de bizim kadar bedel ödemişlerdir. Bir yandan canlı bombalarla, diğer yandan Kilis'e yönelik saldırılarla canımızı yakan bu örgüte karşı mücadelemizde bizi yalnız bırakıyorlar. Ankara ve İstanbul'da patlayan bombalara verilen tepkilerle, Paris'te, Brüksel'de yapılan eylemlere verilen tepkiler arasındaki fark, adaletsizliğin somutlaşmış halinden başka bir şey değildir.

Türkiye, 3 milyon göçmeni topraklarında barındırırken, 300 bin göçmene tahammül edememek; merhametsizliktir. Uluslararası kuruluşların yapısı ve işleyişi, adaletsizliği derinleştiren, merhametsizliği ödüllendiren bir pratiğe sahiptir. Biz "Dünya 5'ten büyüktür" derken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı nezdinde, işte bu çarpıklığa karşı itirazımızı da dile getiriyoruz. Adalet var mı? Yok. Beş tane daimi üye dünyanın kaderini belirliyor. Adaletsizlik bir defa orada pekişmiş vaziyette. İşlerine gelir mu? Gelmiyor. Din olarak sadece Hıristiyanların oluşturduğu bir konsey. Orada hiçbir Müslüman ülke yok. Kimi aldatıyorsunuz, kimi uyutuyorsunuz?

Mazlumların ahı pahasına kendilerine güvenli ve refah içinde bir gelecek kurmaya çalışanların abad olması mümkün değildir. Bu çarpık düzen, eninde sonunda çökecektir. İşte o gün, bugün kendi çıkarları için her türlü haksızlığa göz yumanlar, kendileri de adalete ve merhamete muhtaç hale geleceklerdir.

SADECE SİLAHI ÇOK OLAN
Dünya, sadece binaların daha büyüğü, teknolojinin daha hızlısı, kazancın daha çoğu, eğlencenin daha koyusu peşinde koşulacak bir yer değildir. Sadece güçlünün, sadece zenginin, sadece silahı çok olanın sözünün geçtiği bir dünya, hiç kimse için güvenli bir yer olamaz. Türkiye olarak, kendimiz, dostlarımız ve tüm insanlık için daha iyi bir dünyanın inşasına katkıda bulunma, hatta öncülük etme sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz".