Anader Anadolu Reklamcılar Derneği Genel Başkanı Muhittin Özdemir, Türkiye’de reklam sektörünün, bu alanda teorik eğitim verilen yükseköğrenim kurumlarından başlayarak, piyasayı biçimlendiren büyük ajanslardaki pratik uygulamalara kadar uzanan kıran kırana bir rekabet ortamında, bu mesleğe gönül vermiş gençlere, etik değerlerin   sürekli   geri   plana   itilip   tanıtımı   yapılan   ürün   ve   hizmetin  “her   ne   pahasına   olursa   olsun   çok satılması” hedefine odaklanılan Makyavelist bir meslekî felsefe dayattığını söyledi.

“Ülkemizde   şu  anda  sektöre   egemen  olan   bakış  açısına   göre,  reklamcılıkla  uğraşan  kişinin   önceliği ahlâklı olmak falan değildir. Reklamcı, yalnızca işini iyi yapmak ve kendisine teslim edilen malı en başarılı şekilde  tanıtmakla yükümlü  kılınmıştır. Pek   çok  ajansın  temel  başarı  standardı,   ahlâklı  bir toplumsal sistemin sınırları içinde kalmak değil, tanıtımını üstlendiği ürün ya da hizmeti mümkün olduğunca çok tükettirmektir”  diyen   Özdemir,   sürekli   karşısına   çıkan   bu   felsefenin günümüzde artık sektörde yazılı olmayan bir hizmet kuralına dönüştüğünü, böyle bir yaklaşımın ise mesleğin saygınlığını büyük bir hızla erozyona uğrattığını savundu.

3-5  Mayıs  2016  tarihleri   arasında,  Kültür  ve  Turizm  Bakanlığı’nın   ev  sahipliğinde  Konya’da  düzenlenen  “2.Uluslararası  Helâl   Turizm   Konferansı”  40’ı  aşkın  ülkeden   1500   dolayında   sektör   profesyonelini   bir   araya getirirken, üç gün süren konferansın kapanış oturumuna reklamcılık gurusu Muhittin Özdemir’in yaptığı konuşma damgasını vurdu.

Konya’nın  “İslâm  dünyası  kültür   başkenti”  seçilmesi nedeniyle  ikinci  buluşması Türkiye’de  gerçekleştirilen konferansa “İslâmî değerlere uygun etik reklamcılık” konulu bir konuşma yapması için davet edilen Özdemir, son günkü kapanış oturumunda yaptığı konuşmayla, üç gün süren etkinliğin en dikkat çekici açııklamalarından birine imza   attı. 

Çeyrek   yüzyıldan   bu   yana   sektörde   yer  alan   ünlü   reklamcı,   sık   sık   alkışlarla   kesilen   konuşmasında, Batı’da gitgide  yükselen İslâmofobia  dalgası ve İslâm kisveli  örgütlerin terörist eylemleri nedeniyle Doğu coğrafyasında ürkütücü bir hızla daralan turizm sektörüne soluk alıp verdirecek önemli bir alternatif olarak gördüğü  “helâl turizm”  sektörünün, zamanla aslî misyonundan sapıp yozlaşmaması için, ona paralel şekilde gelişecek bir de “helâl reklamcılık” sektörüne ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

“Denizden babanız çıktığında yememeniz gerekir”

Türk dilinin deyimler, atasözleri ve eğlenceli benzetmeler açısından son derece zengin bir dil olduğunu belirten Muhittin Özdemir, öte yandan her dil gibi Türkçe’de de pek çoğu maddeci Batı kültüründen aktarılma olan bazı kötü niyetli atasözleri ve deyimler yer aldığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:“Sözgelimi, bunlardan bir tanesi de ‘Denizden babam bile çıksa yerim’ şeklindeki popüler halk deyişidir. İlk anda sevimli ve komik gibi görünen bu deyiş, aslında hayatın genelini kuşatan derin bir ilkesizliğe işaret ediyor. Elbette ki, aklı başında bir Müslüman midesini babasından daha üstün görmez ve denizden çıkacak olan Allah’ın armağanlarını da kendi içinde ahlâkî ve hijyenik bir tasnife tâbî tutar.

Özdemir, konferansın konuklarına, çağdaş Türk reklamcılığında gözlediği  etik  sorunlara ilişkin  bir dizi çarpıcı örnek verdiği konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Ben iktisat, pazarlama ve reklamcılık  eğitimi aldım. Üniversite yıllarımızda bizlere sık sık tekrarlanan akademik bir tavsiye vardı. Ki o tavsiyenin ne kadar yanlış ve sevimsiz olduğunu, yıllar içinde ulaşmış olduğum bilinç düzeyiyle şimdi çok daha iyi görmekteyim. Denilir ki ‘İyi bir reklamcı, bir tabutun bile reklamını en güzel şekilde yapabilmelidir.’ İlk anda meslekî ustalığa vurgu yapar gibi görünen bu çok bilmiş tavsiye, biraz önce sözünü ettiğim yozlaştırıcı Türk atasözündeki gibi, aslında hayatta hiçbir ahlâkî ilkeye bağlı kalmadan, hırslı bir ilerleme düşüncesine yapılmış ucuz bir övgüden başka bir şey değil…Çünkü, o cümledeki ‘tabut’ sözcüğünü çıkartıp, yerine sözgelimi ‘sigara’, ‘alkollü içki’, ‘kumar’ gibi sözcükleri de rahatlıkla koyabilirsiniz. Burada kastedilen reklam objesi bir ‘tabut’tan çok, insanların binlerce yıllık bir ahlâkî ve bilimsel birikimden sonra artık hiç de sevimli veyararlı bulmadığı her ne var ise onların tamamıdır.”

“Kendin için yararlı görmediğin şeyi başkasına da önerme!”

Günümüzde reklamcılığın gerek Türkiye’de gerekse dünyada ahlâkî açıdan son derece sorunlu bir iş koluna dönüştüğünü ileri  süren Özdemir,  reklamcıların küresel  ölçekteki  dev sermaye  grupları tarafından,  insana ve insanlığa faydaları son derece tartışmalı pek çok ürün ve hizmetin iştah açıcı bir şekilde tanıtımına zorlandığını, bu cazip teklifler karşısında ekonomik ya da ahlâkî açıdan direnebilecek sermayeye sahip çok az sayıdaki büyükölçekli ajans haricinde, sektörün ezici bir bölümünün baskılar karşısında yenilip o ürün ve hizmetlerin tanıtımını yaptığını savundu. Küresel sermayenin bu yıpratıcı baskılarına boyun eğerek, insanlık için zararlı, en azından faydaları tartışmayaaçık   ürün   ve   hizmetleri   tanıtmayı   üstlenen   reklam   ajanslarının   bir   kısmının   bu   teklifleri   kabul   etmedeki gerekçesinin ekonomik olduğunu, bir kısmının da artık herhangi bir ahlâkî kaygıları kalmadığı için böyle sorunlu ürün ve hizmetlerin tanıtımını üstlendiklerini belirten Özdemir, konuşmasının devamında şu görüşlere yer verdi:

“Ben, hayatın diğer her türlü cephesinde olduğu gibi, insanın kendi mesleğini ifâ ederken de çocukluktan itibaren sahip olduğu temel ahlâkî ilke ve değerlere bağlı kalması gerektiğini savunan bir reklamcıyım. Daha basit bir ifadeyle, İslâm toplumunun bir mensubu olarak, ‘insanlık için zararlı ve ahlâksızca’ diye tanımlanmış her hangi bir ürün ve hizmeti kendi evime sokmamayı her nasıl ki ilke edinmişsem, onun başka insanların evlerine, hayatlarına sokulmasına aracılık etmeyi de büyük bir ahlâkî eksiklik olarak kabul   ediyorum.   Dolayısıyla,   mesleğimi   de   çeyrek   yüzyıldan   beri   inancımın   ahlâkî   rehberliğinde yürütmeye çaba harcıyorum. Bu konuda, şirketimin bünyesinde bir dizi ahlâkî değeri kendim ve kreatif ekibim için vazgeçilmez bir kılavuz haline getirdiğim gibi, bu konuda daha örgütlü bir mücadele verilebilmesi için, geçtiğimiz yıllarda, Anadolu’nun   ticarî   hareketliliğiyle   dikkati   çeken   kentlerinden,   memleketim   Kayseri’de   bir   de   dernek kurdum. Bu dernek, kısa süre içinde, benim gibi düşünen pek çok duyarlı reklamcıyı çatısının altında toplamayı başardı.

“İKÖ ve İKB, etik değerlere duyarlı reklamcıları örgütlemeli”

Özdemir, çağdaş  reklamcılıkta  gözlenen   etik  sorunlara  bir   çözüm  yolu   olarak,  İslâm   dünyasının  uluslararası ölçekteki saygın siyasal ve ekonomik örgütlerinin “helâl reklamcılık” yapmak isteyen kişi ve ajanslara dost elini uzatması, onlara her anlamda kucak açması gerektiğini dile getirirken, “Çünkü, hepimiz iyi biliyoruz ki ticaret, çok fazla direnme gücü olmayan kişiler ve kurumlar için son derece ayartıcı bir alandır. Yola çıkarken en masum, en saf, en temiz duyguları taşıyanlar bile, muhataplarından gerekli saygıyı, ilgiyi, dayanışmayı göremedikleri zaman, belli bir süre sonra ahlâkî açıdan çökebiliyorlar” şeklinde konuştu.

İslâm ülkelerinden gelen 1500 dolayındaki turizm sektörü profesyoneline yaptığı konuşma sık sık alkışlarla kesilen ünlü reklamcı, konuşmasının son bölümünde de şu önerileri sıraladı:“İyi niyetle yola çıktıktan sonra, ekonomik, ahlâkî ve ilkesel yalnızlıktan dolayı yoldan çıkıp vahşileşen,vahşi   kapitalizmin   anayasasına   hizmet   etmeye   başlayan   her   dürüst   reklamcının   vebâli   ise   ahirette hepimizin üzerine olacaktır. Çöküşüne, yok oluşuna ya da yozlaşmasına sessiz kaldığımız her kul için Allah’ın huzurundaki sorumluluğumuz ortaktır. ‘Büyük mahkeme’de hiç kimse bu ahlâkî sorumluluğundan kaçamayacaktır. Pekiyi   o   hâlde,   Türkiye’de   ve   dünyanın   diğer   bütün   ülkelerinde,  evransel  ahlâkî   değerleri   gözeterek profesyonel reklamcılık yapmak isteyen kişi ve ajanslar için, İslâm dünyasının örgütlenmiş güçleri ne gibi bir katkı sunabilir? Bu konu üzerinde de yıllardır iyi niyetle düşünüyorum. Ve bu kürsüden, hiç de hayâlperestçe olmayan,yalnızca birkaç ay içinde kolaylıkla hayata geçebilecek türden bir kaç önerim olacak.İslâm dünyasının uluslararası alandaki en büyük siyasî örgütü olan İslâm Konferansı Örgütü ve en büyük ekonomik   örgütlenmesi   olarak   bilinen   İslâm   Kalkınma   Bankası   bünyesinde,   dünya   çapında   ‘helâl reklamcılık’ yapmak isteyenlerle ilgili birer departman açılabilir. Açılan bu departman, medya ve diğer diplomatik kanallar kullanılarak, dünyadaki bütün ülkelere, o ülkelerdeki İslâmî iş çevrelerine etkin birşekilde duyurulabilir. Bu yöndeki duyuru ve çağrıların ardından, reklam sektörüne profesyonelce girmek isteyen ya da halen busektörde olup da kulvar değiştirmek isteyen ajanslar, departmanın internet sitesinden birkaç ayrı dildedüzenlemiş başvuru formlarından kendilerine uyan bir tanesini doldurup, durumlarını değerlendirmeyeyarayacak sorulara cevap verebilir ve bu formu diğer bazı yeterlilik belgeleriyle birlikte o departmana geri iletir.

Özdemir,  böyle bir  desteklemenin ardından,   İKÖ   ya  da İKB  bünyesindeki ilgili   departmanın,   kurmuş   olduğu internet sitesinde dünyanın her ülkesinde bu sertifikaya sahip olan ajansların adlarını ve adreslerini yayımlayarak onlara manevî bir destek verebileceğini de sözlerine ekledi.

Ünlü reklamcı, ayrıca, başvuru sahipleri arasından, hizmet verdikleri ülkelerde daha da büyümek ve gelişmek içinhelâl finansmana ihtiyacı olan ajanslara, İslâm Kalkınma Bankası’ndan beş yıl vadeli ve faizsiz destekleme kredisiverilebileceğini de hatırlattı.

Reklam dünyasına, özellikle de Türk reklamcılık sektörüne bugüne kadar duyulmamış bir yaklaşım içinde serteleştiriler yönelten Muhittin Özdemir, konferansa damgasını vuran konuşmasını şu sözlerle noktaladı:“İnsanları azamî 20-25 yılda siroz ya da akciğer kanseri yaptığı bilimsel olarak kanıtlanmış olan, gere kbireyleri, gerek aileleri, gerekse bütün bir toplumu korkunç felaketlere götüren, hiç gereksiz yere tüketim alışkanlığını azdıran, özellikle genç nüfusu bezginliğe, yılgınlığa, ümitsizliğe, inançsızlığa ve ahlâksızlığa sürükleyen alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve uyarıcı özelliği bulunan her türlü keyif verici madde ya da gıda maddesi, kumar ve kumarhane, içine insan vücudu için zararlı kimyasallar ya da domuz eti, domuz yağı   gibi   dinen   yasaklı   maddeler   katılmış   olan   gıdalar,   Allah’ın   yeryüzündeki   imzası   konumundak imuhteşem  doğayı  tahrip  ederek,   hayvanları   gereksiz yere   katlederek  üretim  yapan  kürk ve   kozmetik sektörleri,   mahremiyeti   ortadan   kaldıran,   insanların   içindeki   doymak   bilmez   libidoyu   gereksiz   yere şahlandıran eğlence mekânları ve karışık katılımlı tatil köyleri…Sırf piyasadaki ticarî varlığını sürdürebilmek için bu saydıklarımdan biri ya da bir kaçının tanıtım teklifinin önünde   boyun   eğerek,   özünde   hiç   inanmadığı   bir   ürün   ya   da   hizmetin   tanıtımını   yapmak,   dünya üzerindeki hiçbir duyarlı reklamcının değişmez kaderi olmamalıdır.”