ABD başkanı Donald Trump’ın Tel Aviv’deki Amerikan büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınacağını ilân etmesiyle İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarını sömürgeleştirme siyaseti çok önemli bir eşiği geçmiş oldu. Oysa Kudüs, İsrail ile Filistin arasındaki müzakere sürecinin son aşamasında karara bağlanacak kilit uyuşmazlık konularından birisiydi. Trump’ın söz konusu hamlesi bu sürecin akışını dinamitlemiş oldu.

ABD büyükelçiliğinin taşınmasına ilişkin bu Trumpesk hamlenin “Filistin sorunu” açısından birçok anlamı ve sonucu olduğu açık:

Birincisi, İsrail-ABD penceresinden bakıldığında, bugün iki devletli çözüm olasılığı masadan kalkmış gözüküyor.

İkincisi, ABD’nin İsrail-Filistin sorunlarında taraflar arasında “arabulucu” olması, en azından Filistinliler ve İslam dünyası açısından “kabul edilebilir” olmaktan çıkmıştır. Gerçekte Filistin-İsrail müzakereleri sürecinde epey zamandır “arabuluculuk” yapan, oysa gerçekte “kuzu postuna bürünmüş bir kurt” olan ABD’nin, bu kimliği, şimdi iyiden iyiye faş olmuş durumda. En azından yakın bir gelecekte, ABD’nin taraflar arasında barış sürecine arabuluculuk etmesi, hem Filistin halkı hem de genel olarak İslam dünyası açısından kabul edilemez bir seçenek gibi görünüyor.

Üçüncüsü, ABD’nin bu hamlesi, İsrail ile Filistin yönetimleri arasındaki müzakere sürecini imleyen ve fakat gerçekte “Filistin sorunu”nun Bantustan’vari palyatif bir yöntemle, İsrail’in istediği şekilde “çözümünü” simgeleyen barış sürecini, Filistin’in geleceği açısından anlamlı bir seçenek olmaktan çıkarmıştır. Son olarak, bu adaletsiz çözümü kendi menfaatleri açısından içlerine sindirebilen bazı Arap rejimlerinin hesapları ve fiyakası Trump’ın bu hamlesiyle fena hâlde bozulmuştur.

MASKELİ BALONUN SONU


Trump’ın bu kararı, aslında Doğu Kudüs’ün –başka yol ve yöntemlerin yanı sıra– yasadışı Yahudi yerleşimleri yoluyla, İsrail tarafından onlarca yıldır fiili ilhakının tüm dünyanın gözüne sokulması anlamına da gelmektedir. Filistin topraklarını günübirlik oldu bittilerle âdeta Filistinlilerden arındırmayı ve birbirinden kopuk parçalara ayırmayı hedefleyen İsrail-ABD ortak senaryosunun, uzun bir zamandan beri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ABD ve İsrail yanlısı ülkelerin yönetimlerinin –en azından zımnen– desteğini aldığı bilinmektedir.

Meşruiyetini ABD’nin desteğinde gören bu yönetimlerin zihin konforunu, işte Trump’ın bu hamlesi alt üst etmiştir! Bundan böyle, ne bu ülkeler ne de başka Müslüman ülkeler, “Barış Süreci” denen ve fakat Filistinlilere dişe dokunur hiçbir avantaj sağlamayan bu “maskeli balo”ya destek verme konusunda eskisi kadar istekli olamayacaklardır. Hem Filistin halkının hem de genel olarak Müslüman halkların kolay kolay dinmeyecek olan öfkeleri ve daha onurlu seçenek arayışları, bu işbirlikçi rejimlere karşı mücadele eden muhalif siyasi güçlerin azmini, bundan böyle hiç olmadığı kadar keskinleştirecektir.

Hiç şüphesiz, bu Trump hamlesi tüm İslam dünyasına yönelmiş bir hakaret ve hatta saldırı niteliğindedir. Bu vahim girişimden İslam âleminin alması gereken mesaj aslında oldukça açıktır: “Ey Müslümanlar! İslam’ın en kutsal beldelerinden birisi olan Kudüs ve bilhassa çevresi mübarek kılınmış olan Mescid-i Aksa, bundan böyle Yahudilere aittir. Önünüzde bu gerçeği kabul etmekten başka bir seçenek yoktur!” Merak uyandıran soru şudur: Müslüman ülkelerin “liderleri”, Müslümanların aşılmış olan bu son kırmızı çizgilerine rağmen, zalim ve işgalci İsrail’e karşı direniş seçeneğini yine ve yeniden hasıraltı etmek için nasıl bir bahane üretecekler?