22 Kasım 2017
  • İzmir 14°
İmsak 06:15
Güneş 07:44
Öğle 12:56
İkindi 15:29
Akşam 17:54
Yatsı 19:17
BIST0
Dolar3.9631
Euro4.6621
Altın163.8274

Alternatif Güç Duygusal Zeka !

Aydın Baran
11 Eylül 2017 Pazartesi 11:39

Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılmasına EMPERYALİZM deniyor. En azından Türk Dil Kurumunun konuyu tanımlaması böyle.

Şimdi bu gözlükten baktığınızda gözlerinize inanamayacaksınız. Her şey mi emperyalizmin ürünü, hangi ülkeler emperyalist. “Emperyalizmin dini ve ahlaki tarafları var mı ?” gibi onlarca soru, yüzlerce meselenin aslında bir “düşünce ve eylem stratejisinin” ürünü olduğunu kavramaya başlamak, içsel olarak çöküşü ya da yeniden dirilişin fitilini ateşleyecektir.

Emperyalizm yayılmacı ve etkisi altına alması bakımından doğası gereği kitlesel, toplumsal bir süreçtir. O bakımdan emperyalizmin muhatabı milletin tamamı iken bir bireyin hem inandığı gibi yaşaması hem de emperyalizmin tüm baskı ve etkilemelerinden soyutlanmış olması tek başına yetmeyecektir. Hatta marjinalleşmesine onun toplumdan dışlanmasına varan sonuçları doğurmaktan öteye geçmeyecektir.

Emperyalizmin en iyi ürediği alanlar; “ekonomik, siyasi ve askeri” alanlardır. Makine, teknoloji, savunma sanayindeki ileri teknolojik silahlar ve en etkili olanı bilimsel buluşlar üzerine bina edilen “bilgi ekonomisi” egemenliğidir. 19. Yüzyılda başlayan sömürgeleştirme metodu hiç değişmedi. Sömürge devletlerinden elde ettikleri ucuz insan kaynağı, beleş hammadde ve fahiş fiyata sattıkları Pazarlara hakim olup yerine  inşaa ettiği suni kültürlerle planlarını sürdürülebilir hale getirmektedirler.

HAZIRLA, ALIŞTIR, BAŞLA, SÜRDÜR, GELİŞTİR,  AMACA HİZMET ETTİR. .  

“Toprak hakimi olmak, siyasi coğrafyaların amiri olmak, nüfus çokluğuna sahip olmak, aynı inanç şemsiyesi altında olmak” gibi özellikler artık toplumları bir arada ve güçlü tutmaya yetmeyecek kadar zayıflatılmıştır.

Emperyalizm; Stratejik amacı, hedefi olan ülke yada kesimlerin, planlı ve sistematik düşüncelerinin tezahürüdür.

Bizim özelimizden ilerleyecek olursak; hepsi bir olup dört bir yandan saldırıp silah zoru, savaş marifeti ile yorup yıprattılar. Kadim medeniyetin çocuklarını önce zihinsel ayrışmalara ardından fili çekişmelere çatışmalara sürüklediler. Yorgun düşen kadim medeniyet, eskiden çibandan, veremden etkilenmezken, şimdi nezle olduğu için yataklara düştü. Tam bu fırsat diyen ne kadar mikrop varsa etkileyebilir güce erişti.

Dilimiz, tedrisatımız, dini dayanaklarımız, mekteplerimiz medreselerimiz, giyim kuşamımız, sosyal alışkanlıklarımız, kültürümüz, müziğimiz kısaca köklerimizle bağımız zayıflatıldı. Hem de özgürlük ve modern bir medeniyet için…

Zihinsel istilanın gerçekleşmesi için sinema tiyatro, yazı çizi, giyim kuşam, spor, eğlence alışkanlıkları, zevk ve şehvet alenileştirilip normalleştirildi.

Ayrıca teknolojinin gelişmiş olması onun üzerine bina edilen yeni yönetme kanalları ve etkileme araçları da devreye girdiğinde; milletin zihinleri ve duygularının eli kolu arkadan bağlanmış oldu.

Eli kolu bağlı milletlerin esaret duygusu zul geleceğinden, itiraz ve reddetme olasılığı yüksektir. Hele hele bu Türk milleti ise …!

Dinine, örfüne adetine ecdadına ve bilumum kutsalına dokunan her şeyde kabarır ve elinden gelenin fazlasını yapar. Bu durumu iyi bilen hastalığı icat eden oyun kurucular, onun için sakinleştiriciler verirler. Bazen kutsalın kutsal olmadığını bazen de kutsalın yerine ikame kutsallar, heyecanlar sevinçler kısacası küçük havuçlar vererek; salonlarda balolarda, filmlerde saçımızı okşar sakinleştirirler.

Ama artık sosyal ağlarla örülmüş bir yaşam biçimine doğru hızla evrilirken, zararlarından çok faydaları gözümüze hoş görünür. Artık hayat daha kolaymış gibi algılanır. Çünkü hepimiz aynı camdan aynı şeyleri görmeye alışalı çok olmuştur. Aynı oyunları oynuyor, aynı simgelerden aynı şeyleri anlıyoruz.

Şimdi bu haldeki toplumdan bir ferde emperyalizm nedir? Deseler, önce emperyalizm değil küreselleşme diye düzeltip çağın çağdaşı olmakla övünebilir !

Satırlar boyu emperyalizmin ruh daraltan, akıl zorlayan resmini çizmeye gerek yok, durum ortada.

Ya sinsi esarete uyup, dünyada ve ahirette karşımıza çıkana razı olacağız. Ya da bu durumu dirilişin gerekçesi sayıp yeniden kaynak kodlarımıza döneceğiz.

Henüz emperyalizmin tam sirayet edemediği, hücresi bozulmayan “duygusal” varlıklarımıza yeniden sarılacağız.

Evet rasyonel gerçekler vardır. Lakin duygusal varlıklar ondan üç bin kat daha güçlü ve etkindir.

Yeniden inandığımız dinin ve taşıdığımız sorumluluğun farkına varmak, millet ve medeniyetimizin esaslarını yeniden anlamak, güncel hakikatlere göre yeniden düşünmek dirilişin ateşini yakacaktır.

Sadece ülkemiz için değil tüm Müslüman ülkelerde ve mazlum beldelerde yaşayan insanların elinde kalan en etkin kişi sensin. Duygularındaki sırra muhtaç

Manevi vatanın kurtuluşu için tek yol türkün duygusal zekasıdır. Hani şu kabardığında önünde hiçbir şeyin duramadığı, olamaz yapılamaz denilen tüm şeylerin yapıldıktan sonra sırrının maddi varlıklarda aranıp bulunamadığı, zamanı içselleştirebilen ve ruhun ve aklın duygusal zekasında ittifak kurduğu hale dönemli.

Dönecektir de; Biliriz ki herkes konuştuğu dilde rüya görür. Ve artık bin yıllık hayalleri olanlar başarabilirler… 

Facebook Yorumları

Yorum Yaz

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.